10 Ocak 2021 Pazar

Her zaman gülmeyi başarabilen memleket insanları

Popüler ve kitapları çok satan yazarlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştım, bundan birkaç sene önceye kadar. Daha sonra Şermin Yaşar’ın kitaplarıyla tanıştım. Doğan Cüceloğlu, yazarın bir kitabını öven tweet atmıştı. Ben de kısa süre içinde yazarın o zamana kadar yayımlanmış üç öykü kitabını da okudum. Deyim yerindeyse “bir çırpıda” okudum. Ve her “çok satan” yazardan uzak durulmaması gerektiğine karar verdim. Aynı zamanda iyi bir çocuk kitabı yazarı da olduğunu öğrendim Şermin Yaşar’ın öykülerinin, Türk Edebiyatı’nda sağlam bir noktada bulunduğunu fark ettim.

Tarihi Hoşça Kal Lokantası, Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu ve Gelirken Ekmek Al kitaplarından sonra yazarın dördüncü öykü kitabı, Deli Tarla ismiyle kasım ayında Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. İlk üç kitabındaki tarzın devam ettirildiğini gördüğümüz kitap, 16 öyküye sahip ve 190 sayfadan oluşuyor. Öykülerin birçoğunun ismi de yazarın diğer kitaplarındaki öyküler gibi gayet ilgi çekici ve okuru bir mizah şölenine ya da dramatik bir duruma davet ediyor: Senden Çocuğum Olsun İstiyorum, Geçinip Gidiyoruz İşte, Cebimdeki Osman…

Kitapta 4-5 sayfalık öyküler olduğu gibi 20-21 sayfalık öyküler de bulunuyor. Son söyleyeceklerimden birini şimdiden söylemek istiyorum. Orhan Pamuk nasıl ki kısa romanlarında seviyesinin altında kalıyorsa Şermin Yaşar da kısa öykülerde bildiğimiz yazarlık yeteneğini çok sergileyemiyor. Yazarın iyi diyebileceğimiz öykülerinin çoğunun on sayfa ve üzeri sayfadan oluşması, bence bu durumun tesadüf olmadığını gösteriyor.

İçinde en az 10-15 öykü barındıran kitaplarda her zaman ilk birkaç öyküye, özellikle de ilk öyküye dikkat ederim. Bu öykünün kitabın daima en iyi öykülerinden olmasını tercih ederim, çünkü okuru avucuna alması gerekir yazarın. Şermin Yaşar’ın kitaplarında ilk öykü her zaman kitabın da ismine sahip oluyor. Bu da Şermin Yaşar’ın aslında en sevdiği/güvendiği öykünün hangisi olduğunu gösteriyor bize. Bu kitapta da ilk öykü Deli Tarla ismine sahip ve kitabın belki de en iyi öyküsü. Kişiyi mükemmel gözlemlemesi ve karakterleri bütün özellikleriyle işlemesi açısından da son derece başarılı olan öykü hem komedi hem de dram özelliklerini taşıyor. Zaten Şermin Yaşar’ın öyküleri insanı ya kahkahaya boğuyor ya da duygusallığın zirvesinde dolandırıyor. Çok az öyküsü var yazarın, normal duygu seyrinde devam eden.

İlk öyküsünde derli toplu bir anlatım, başarılı bir son görüyoruz. Hem de “öyküde şurası açık kalmış” diyebileceğimiz noktaları yazar sağlam sosyolojik bir temele oturtmuş. Dört kardeşin ilginç bir miras meselesini anlatıyor öykü. Kardeşlerin, babalarından miras kalan bir tarlayı –ailede deli tarla olarak bilinen yeri- istememesiyle başlıyor hikâye. Evet istememesiyle. Genelde paylaşamamaktan çıkan miras kavgaları yazarın öyküsünde istememe üzerine kurulmuş: “Bu miras işleri zordur, kardeşler arasında illa anlaşmazlıklar çıkar, millet birbirini bıçaklamaya kadar vardırır işi, derlerdi de inanmazdım. Gerçi bizimki başkaydı. Millet en büyük hisse bende olsun diye uğraşır, biz kim daha az alacak diye didişiyorduk.

Deli Tarla, aynı zamanda kitabın en uzun öyküsü. Çocukluğunu veya gençliğini köyde geçirmiş, köy toplumunun içine karışmış kişiler için çok tanıdık karakterleri/olayları içeriyor. Ve yirmi sayfada inanılmaz duygu geçişlerine yer vermiş yazar. Önce komik bir öykü okuyacağız derken bir anda drama dönüyor, sonra yine bir es verip komedi unsurlarına geçiş yapıyor ve vurucu bir son darbeyle öyküyü bitiriyor. Okuru oradan oraya vuruyor adeta. Ölümün, aile ilişkilerinin, akrabalık durumlarının başarılı bir mizah ve dramayla işlendiği öyküde bazı rastlantılara yer verilse de bunlar hikâyeyi rayına oturtmak için kullanılmış, sırıtmıyor. Şermin Yaşar’ın imza öykülerinden biri Deli Tarla. Şermin Yaşar kimdir deseler, bu öykü onu anlatmaya yeter.

İkinci ve üçüncü öyküler de en az ilk öykü kadar başarılı ve çarpıcı. Biri dram diğeri mizah yönünden. İkinci öyküde (Adieu Hala) yazarın bildiğimiz şen şakraklığından sıyrılıp insanın içini buran, sızlatan bir anlatıma ve konuya geçtiğini görüyoruz. Göç olgusunun acı yönünü işleyen yazar, bu duruma geride kalan birey tarafından yaklaşmış. Anne ve babası Almanya’ya çalışmaya gidip orada ölen bir yaşlı kadının hep aynı noktada takılı kalmasını ve yeğeniyle geçirdiği bir ömrü işliyor öyküsünde yazar. İnsan psikolojisinin sınırlarını da görüyoruz. Üçüncü öyküde ise, ikinci öyküdeki ağır dramdan sonra insana kahkaha attıracak bir öyküye geçiş yapıyor okur: Bir Garip Külkedisi Masalı. Komik, yer yer ironik ve baş kahraman olarak Hallederiz Kadir'in olduğu bu öyküde Fikret’in çapkınlık öyküsünün hiç tahmin etmeyeceğimiz yerlere vardığını görüyoruz. İlk üç öyküyü kitapta ayrı bir yere koyuyorum; çünkü insanı ve toplumu en iyi gözlemleyen öyküler bunlar olmuş kitapta. Ve en başarılı üç öykü diyebiliriz. Şermin Yaşar’ın duru anlatımının ve üslûbunun en seçkin örnekleri bu üç öykü. Bunlardan sonra biraz sendelemiş kitap.

Sonraki dört beş öykünün nitelik açısından biraz daha düştüğünü görüyoruz. Aynı zamanda öykülerin sayfa sayısı da azalmış. Yine mizahi anlatımın ve konuların ağırlıklı olduğunu görsek de dramatik öyküler var aralarda. Ancak yazar kitabın genelinde okura keyifli öyküler okutmayı seçmiş.

İki öyküye daha özel olarak değinip yazıyı sonlandırmak istiyorum. Bunlardan biri Marş Marş diğeri ise İki Elma. Marş Marş mükemmel bir öykü. Modern bir Oblomov karakteri oluşturmuş yazar bu öyküde. Üşengeçliğin zirvesindeki karakterinin günlük on bin adım atma cezasına çarptırılma sürecini çok başarılı anlatmış. Mizahi dozu en yüksek öykülerden. İki Elma ise öykü olarak da harika ancak genişletilseydi çok başarılı bir novella çıkabilirdi ortaya. Kırk beş yaşındaki bir erkeğin annesiyle ilgili çocukluğundan getirdiği soru(n)ların evliliğinde ne gibi yıkımlara yol açabileceğinin işlendiği, psikolojik yönü çok ağır basan bir öykü. Karakterlerini özellikle ruhsal yönde çok iyi işlemiş yazar. Kitabın en iyi beş öyküsünden biri diyebilirim, keşke kısa bir roman olsaydı, bu hâli de çok iyi olmasına rağmen: “Bu yaştayım ve hâlâ annemi düşünüyorum. Hele şurada, İstanbul’daki yaşantımdan çok uzak olan bu köy evinde yalnız geçirdiğim her gece kapının açılıvermesini ve içeriye annemin girmesini istiyorum. Nasılsın Serdar, dese yeterli gelebilir. Ben ona yine iyiyim derim. İyi değilim ama öyle derim. Sonra ona ‘Anne beni niye böyle bir insan yaptın?’ diyebilmeyi çok isterim. Bu soruyu çok soruyorum hayalimde ve çok cevap veriyorum.

Gelelim bazı eksiklere. Bir kere Şermin Yaşar’ın en iyi kitabıyla karşı karşıya değiliz bu bir gerçek; ancak belki de duygu geçişlerinin en başarılı yapıldığı kitabıyla karşı karşıyayız. Duygusal, komik, heyecanlı ve hızlı bir kitap. Çok sağlam öyküler var, daha vasat öyküler var fakat kötü öykü yok kitapta. Bazı öykülerde “son” problemi var. Ya yazılan son o öykünün niteliğinde olmamış ya da öykü bıçakla kesilir gibi bitirilmiş. Fakat bu tür detaylara dikkat etmeyenler için keyifle okunabilecek bir kitap. Sadece ilk üç öyküsü için bile okunabilir Deli Tarla.

Şermin Yaşar iyi bir öykücü. Onun kitaplarının çok satması veya sosyal medyada oldukça aktif olması, nitelikli okurları yazarın kitaplarından uzaklaştırmasın. Memleketimizden insan manzaralarını daha iyi anlatan az öykücümüz var.

Mehmet Akif Öztürk
twitter.com/OzturkMakif10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme