7 Ocak 2021 Perşembe

Karanlıktan gelen kahkaha

Edebiyat dergilerinin sanatsal bir bakış kazandırıp kaleme biçim vermesinin yanında, yaşayan edebiyatın damarlarını üzerinde sergileyen de bir tarafı var. Güncel edebiyatı takip edebileceğimiz, öykünün seyrini, şiiri ve her gün onlarcası yayımlanan kitapları görebileceğimiz başka bir mecra yok. Bu anlamda hem okur hem de yazarlar için dergilerin yadsınamaz bir niteliği var. Öykülerinin doğumuna işte bu mecralarda peyderpey şahitlik ettiğimiz Sıddık Yurtsever’in ilk öykü kitabı Benden Başka Herkes, İz Yayınları’ndan Ekim ayında çıktı.

Öykünün bireyselleştiğine, kendi üzerine kapandığına ve modern insanın varoluş sancılarının uzantısı olduğuna yönelik eleştirilerin ırağında öykülerle karşılaşacağımızı; çay ocaklarında vatanı kurtaracağına inanan, bir meselesi olan ve onun peşinden giden ilk öykü kahramanıyla birlikte anlamaya başlıyoruz. Sıçramalarla ilerleyen; yaşanılan anı, öncesini ve sonrasını anlatan Pavlov’un Köpekleri öyküsü ile… Yurtsever, kendi üzerine kapanan ve içsel sancıları dile getiren öyküler yerine, yaşamı ve tahkiyeyi merkeze alan öyküler kaleme alıyor. Üstelik karakter inşası ve onları içinde bulundukları gerçekliğe göre konuşturmakta oldukça başarılı bir üslup sergiliyor, “Bizim oğlana dedim şeher görmüş avrat kısmından hayır gelmez oğlum, dedim. Allah seni inandırsın Şehriye, bizim gelin ahır yüzü görmemiştir anam."

Yerel ağızları kullanmanın öyküyü inandırıcı kılan ve canlılığı arttıran bir yanı olsa da, başarılı bir şekilde uygulanmadığında aksi bir tesir yapabiliyor. Yazarın öykülerine sinen yerel deyişler, mahalle ağızları, argolar, satır aralarından yükselen müzik sesleri; Ferdi Tayfurlar, Müslümler, Nuri Sesigüzeller, Neşetler, Hakkı Bulutlar, bir dip akıntı olarak derinden derine hissedilen küçük insanı anlatma çabasını ve köy hikâyeciliğinden gelen damarı anımsatıyor. Sıddık Yurtsever’in bir söyleşisinde söylediği şu cümle, öykülerinin hangi yarıktan beslendiğini ifade etmesi bakımından önemlidir, “Peyami Safa’nın, Bekir Yıldız’ın, Refik Halit Karay’ın, Kemal Bilbaşar'ın üzerimde çok hakkı vardır. Vaktiyle onları çok okudum.” Öykülerinin seyrine bakmadan onu köy hikâyecisi olarak nitelendirip belli bir kalıba oturtmak doğru olmayacağından, en azından ilk öykü kitabıyla bu damara yakın bir yerde durduğunu söyleyebiliriz.

Kitabın geneline sinen bir başka dip akıntı ise küçük insanı anlatma çabasıdır. Okur, öykü kahramanlarının alt sınıftan ya da toplumun dışarda bıraktığı kimselerden seçildiği daha ilk öyküden fark edebiliyor. İşsizlerden, gazinoda getir götür işlerine bakanlardan, hurdacılardan, sokakta yaşayan çocuklardan, yetimlerden, çöpçülerden, yoksullardan, delilerden seçilen kahramanlar ve onların içinde bulunduğu atmosfer bu çabayı destekler nitelikte. Ancak bunu yaparken öykücünün düşmesi ihtimal dahilinde olan bir tehlike var: Duygusal tonu yükseltip arabesk bir metin ortaya koymak. Benden Başka Herkes’teki öykülere baktığımızda, yazarın bu tuzağa düşmeden yol aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Demagoji gücü yüksek hikâyeler anlatıp ajitasyon yapmak yerine, ironiyi kullanarak arabeskvari bir anlatı dilinden uzaklaşıyor Yurtsever.

Hüznün ağır bastığı hikâyeleri, hiç de öyle değillermiş gibi, hareketli bir üslupla, mahalle ağızlarından ve mizahın gücünden yararlanarak ortaya koyduğundan anlatılanlar inandırıcılığını yitirmiyor. Yazar böylelikle, kederin ve neşenin iç içe olduğunu, birinin diğerinden ayrılamayacağını vurgular gibidir. Nitekim Gül Değirmeni isimli öyküde, bir deprem sonucu annesini ve babasını yitiren iki çocuğun hikâyesidir anlatılan. Çocuklardan biri yatalaktır. Konuşamaz. Abla, kardeşine bakmaktadır. Duygu dozunu dengelemeyip ajitasyona kaçmak için oldukça müsait bir öykü. Ancak Yurtsever, buna imkân vermek yerine hayatın doğal akışındaki sıradan ayrıntıları öyküye dahil ediyor. Evde yiyecek bir şey kalmadığını gören abla, temin için dışarı çıktığında hayatın içindeki basit ayrıntılara odaklanıyor; kaldırım taşlarına, pantolonuyla gömleği uyumsuz bir kıza, emocuları andıran gençlere, almayı düşündüğü zigon sehpaya yöneltiyor bakışlarını. Hüzün var fakat hayatın sıradan seyri de. Sıddık Yurtsever’in öyküleri karanlıktan, kederden gelen kahkahayı andırıyor. Az önce yüz üstü düşen yatalak kardeşini yatağına yatıran kızla, balkondan komşularıyla lakırdı eden kızın aynı olması tam da bu yüzden.

Nazlı Teyze balkonda. Evet Nazlı Teyze. Hıhıı. Evet, amcamlar bu sene de gelemiyorlar, hayırlısı evet. Çocuklar malum. İş telaşı bir yandan. Hıhı. Evet, ülkenin hali de ortada değil mi? Kriz var diyorlar. Koalisyon ile başımız dertte. İmf kapımıza dayanmış. Derviş diye bir adam var. Umut varmış o adamda. Allah büyük. Yüksek tahsilliymiş bir de. Evet, Nazlı Teyze uyuyor şimdi. Öyle mi? Demek sonunda evleniyor oğlunuz. Maşallah. Gelin hanım kimlerden? Evet, hatırladım. Boyu sıska bir şeydi. Sümüklü derdik ona.

Kitabın geneline sinen mizah ve ölümle biten sonlara nazaran hem dil hem de muhteva yönüyle ayrı bir yerde duran iki öykü var: Eşkıya Değil Kanaması Bir Ayın ile Zamanın Elleri isimli öyküler. Belli bir realiteye yaslanan metinlerin bu öykülerle birlikte kırıldığı görülüyor. Gerçeklik dağılıp masalsı bir form sızıyor satırlara. Tırnakları olmayan bir kadın, kanayan ay, Mem ve Zin, ejderhayı tek yumrukla yere seren bir dengbej, Kızıl Rahip, ömürlerinin sonuna kadar reyhan şerbeti içen ihtiyarlar ve daha nicesi… Üstelik yazar, bu masalsı atmosferi daha da belirginleştirmek istercesine dilini buna uygun olarak konumlandırıp şairane bir tavır takınıyor. Bu iki metin, yazarın mizahtaki ısrarı ve başarısının yanında, bir hikâye anlatıcısı gibi sakin sakin, şiirsele yakın bir tonda anlatabilme becerisini de göstermektedir. Kullanılan devrik cümleler, birbiri ile uyumlu kelimelerin art arda sıralanmasından doğan ahenk; yazarın ironiyi tercihen kullandığını, farklı üslup ve formlarda da yazabileceği noktasında rüştünü ispatlar niteliktedir. Bu isimlendirmeler, çalışılmış dil ve farklı anlatım tarzı, yazarın öykülerinin seyri noktasında merak uyandırması bakımından da önemli bir yerde durmaktadır.

Sıddık Yurtsever’in ilk öykü kitabı olan Benden Başka Herkes, kendinde özgü üslubu ve ritmiyle, denediği farklı formlar ve topluma yönelttiği dikkatiyle ilgiyi hak eden bir ilk kitap.

Feyza Kartopu
twitter.com/feyzakartopu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme