9 Haziran 2020 Salı

İnsan isterse sözcüklerin peşinde bir yolculuğa çıkabilir

Genel tanımıyla bir yerden bir yere gitmek manasına gelen seyahat, özel bir alanın sınırları içerisinde kullanıldığında spesifik bir tanıma bürünür. Örneğin bir yazar, kitabının başka dillere çevrilmesini bir tür seyahat olarak değerlendirebilir. Antropologlar, seyahati zamanda yolculuk; biyologlar, hayvanlar ve bitkiler âlemine yolculuk; tıpçılar, insan vücuduna yolculuk; edebiyatçılar, iç dünyalarına yolculuk; felsefeciler, ideler dünyasına yolculuk olarak görebilirler. Bu olgu, yeni kavramların ortaya çıkmasına da olanak sağlar. Sözgelimi ruh bilimciler, fiziksel seyahatin dışında ruhun da seyahat edebileceğini ispat etmek üzere “astral seyahat” kavramını ortaya atar. Gündelik yaşam içerisinde seyahat, yürüyüşler yapmak, düş kurmak, muhabbet etmek gibi daha özel bir alana hasredilebilir. Sosyal ağların/teknolojinin sağladığı imkânlar da seyahat bakımından düşünülebilir. İnstastory, snapchat, youtube gibi sosyal medya organları, ‘izleme’ yoluyla insanları bir anlığına bulundukları yerden bir başka yere götürebilmektedir. Sanal gerçeklik gözlüğü adı verilen âletle insanlar, 360 derece bir açıyla görüntüleri izleyebilmekte ve ‘sanki oradaymış’ hissine kapılabilmektedir. Görüldüğü gibi seyahat, eylem olarak zihnimizde belirli bir manaya karşılık gelse de kullanıldığı yerlerde spesifik anlamlar içerebilmektedir.

Seyahat, sözlükte siyahat sözcüğüyle de karşılanmaktadır. Ferit Devellioğlu’nun hazırlamış olduğu Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat’te, bu sözcüğün aslının siyahat olduğu ancak yaygın kullanımının seyahat olduğu belirtilir. Seyehân sözcüğü de seyahat ve gezi manasına gelen bir başka sözcüktür. Seyr, yolculuk, sefer gibi kelimeler, seyahati kasteden ve bazen de seyahatin yerine kullanılan sözcüklerden bazılarıdır.

Kur’an-ı Kerîm’de seyahat türevli sözcük üç formda geçer. “Fesihu/Dolaşın” (Tevbe/9, 2) şeklinde geçen kelime emir formundadır. Müzekker sigada geçen ‘es-saihûn’ ve müennes sigada kullanılan ‘es-saihât’ sözcükleri de ismi fâil formundadır. Her iki sözcük, ‘dünyada yolcu gibi yaşayan’ olarak tercüme edilir ve sözlük anlamları ‘seyahat edenler’dir. (Bknz: DİB K.Kerîm Tefsiri) Seyahatin Kur’an’daki mahiyeti ve çerçevesi genel olarak ibret almak üzerinedir. “De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.” (Ankebut, 20) Seyahatin birçok veçhesi olduğunu da yine Kur’an-ı Kerîm’den öğreniriz: İlmi seyahatler, maişet temini için seyahat, cihad için seyahat, araştırmak ve inceleme için seyahat, bazı ibadetlerin edası için seyahat gibi birçok seyahat çeşitleri çıkarılabilir. (Bknz: TDV İsl. Ansiklopedisi)

Din, tasavvuf, felsefe, tarih, fizik, psikoloji, sosyoloji, edebiyat gibi birçok ilim dalıyla ilişkisi ve bağı bulunan seyahat, insan hayatı açısından değerlendirildiğinde doğumla başlayıp ölümle sonlanır. Ancak ölüm de bir son değildir. Bu bağlamda, Seyahat ve Edebiyat kitabında Cemile Sümeyra’nın Hz. Âdem ile Havva’nın sürgününü insanın ilk seyahati olarak değerlendirmesi ve ilk seyahatin bir sürgün olarak başladığını söylemesi isabetli bir yorumdur.

Kendi Kalemini Kıranlar: Türk Edebiyatında İntihar (2007), Hayatı Kurgulamak (2013), Seyahat ve Edebiyat (2017) isimli üç inceleme kitabına bakıldığında, Cemile Sümeyra’nın ayrıntılı, açıklamalı ve izahlı bir anlatıma başvurduğu görülür. Uzun, kısa ve devrik cümle yapılarını kullanır. Yazılarında öne sürdüğü, iddia ettiği ve saptadığı durumları genellikle alıntılamalarla delillendirir. Soru sorarak sonuca varması Cemile Sümeyra’nın anlatımına zevk katan bir unsurdur. Örneğin “Seyahat nasıl yapılmalı? Seyahatin vazgeçilmezleri var mıdır? Amaca ulaşmak için nelere dikkat etmeli insan? Doğru zaman, en basit zamanlarda olduğu gibi seyahat için de önemli midir? Seyahatin nasıl yapıldığından çok seyahati kimin yaptığı daha önemli değil midir?” (SE, s. 26) şeklinde sorularla anlatımını ilgi çekici, merak uyandırıcı hâle getirir. Böylece inceleme metnini sıkıcı olmaktan kurtarır.

‘Esasen’, ‘açıkçası’, ‘şüphesiz’, ‘kuşkusuz’ gibi sözcükleri, bir sonuca varacağı ya da muhalif olacağı zamanlarda kullanır. Ele aldığı konuyu tafsilatlı bir biçimde verme amacındadır. Bu yüzden girizgâh, değerlendirme ve sonuca çok önem verir. İntihar olgusunu ele aldığı yazılarında, intiharın tanımını ve nedenlerini ele almakla yetinmez. İntiharın önünde ve arkasında yatanları da araştırır. İlginç intihar yöntemlerinden bahseder. Aynı şekilde seyahat olgusunu ele aldığı yazılarında da seyahati bütün yönleriyle vermeye çalışır. Hem tartışmacı hem uzlaşmacı bir anlatım yoluna gider. Olgular üzerinden inşa ettiği yazılarında deneme tadı vardır. Yazar ve eser üzerine yazdıkları ise akademik üslup çerçevesindedir. İncelediği eserlerde, kimi zaman eleştirel değerlendirmelerde bulunur. Fakat asıl amacı, incelediği eserin olumlu ve güzel yönlerini ortaya koymaktır.

Hayatı Kurgulamak, Cemile Sümeyra’nın yazıya ve edebiyata bakışını anlatan bir kitap olma özelliği gösterdiğinden diğer iki kitabından ayrılır. Hayatı Kurgulamak’ın ‘Sunuş’ yazısı, genel olarak onun edebiyata ve yazıya bakışını yansıtır: “Edebiyat, öncelikle hem kişisel hem de toplumsal bir çabayı içerir. Bir kişinin, yazarın, sanatçının salt kendiliği ile anlaşılamayacak kadar derin ve çok katmanlı bir olgudur.” (HK, s. 9) Hayatı Kurgulamak’ta yer alan “Frankfurt Seyahatnamesi” ve “Müntehir Şairler” başlıklı iki yazı, diğer iki kitabın tema bakımından önizlemesi olarak okunabilir.

Seyahat, bir eğlenme aracı mıdır, yoksa öğrenme aracı mı? Ehlikeyf olma hâli midir, ‘yolda olma’ hâli mi? Bir zenginlik göstergesi midir? Bilme merakının giderilmesi eylemi midir? Seyahat ve Edebiyat, bu şekilde sorabileceğimiz sorulara cevap aradığı gibi farklı sorulara da kapı aralar. Nihayetinde seyahatin bir amacı olması gerektiği görüşü savunulur. Seyahatin ilham vericiliği, önemi, her alanda kaynak olabileceği üzerinde durulur. Seyahat ve Edebiyat’ın çatısı, genel bir çerçeve oluşturmak üzere birtakım sınırlamalar yapılarak kurulur. Türkiye özelinde seyahat notları ve gezi yazıları yazmış edebiyatçıların seyahat eserleri incelenir. Buradaki temel şart ise “seçilen yazarların mutlaka edebiyatçı olması, yani herhangi bir edebî türde eser vermesi”dir. Seyahat ve Edebiyat’ın ilk bölümü, seyahate ve seyahatin tarihçesine, mekânlarına ve insanlarına ilişkin bilgiler verir. İkinci bölüm, Dünya ve Türk edebiyatında seyahat olgusunu inceledikten sonra seyahatin dönemsel olarak grafiğini çıkarır. Üçüncü bölümse, Seydi Ali Reis’ten günümüze birtakım seyahat kitaplarını inceler.

Seyahat ve Edebiyat, yalnızca güncel eserlere yer verebilecekken, neden eski ve yeni eserlere birlikte yer vermiştir?” sorusu sorulabilir. Seyahatin, kavram ve eylem olarak geçmişten günümüze nasıl bir değişim geçirdiğini gözlemleyen Cemile Sümeyra, geçmişten günümüze seyahat kitaplarını inceleyerek bu değişimi anlatmak ister ve şöyle söyler: “Hız ve üstün konfor arzularına cevap veren araçların üretimiyle seyahatin yüzü değişmektedir. Bu durum seyahatin niteliğini de etkilemektedir.” (SE, s. 29) Geçmişten günümüze birtakım eserlerin incelenmesi, seyahatin değişimini anlamada daha doğru bir sonuca götürür.

Değişen yalnızca seyahatin araç ve gereçleri değildir. Örneğin önceleri ilim için yapılan yolculuklar/seyahatler, bugün yerini eğlenceye, salt gezip görmeye bırakır. Artık bir kitap için yola düşmeye veya bilgi alışverişinde bulunmak için yüz yüze görüşmelere gerek yoktur. Online kütüphaneler, görüntülü görüşmeler, e-posta ve nevinden iletişim araçları, bu konuda kolaylık sağlamaktadır. Seyahatle birlikte hayatımıza giren fotoğraf tutkusu, yer bildiriminde bulunma, farklı tatlar deneme gibi modern zevkler, tüketim kültürüne başka bir boyut kazandırır. Böylece seyahat, turizm sektörüne hizmet eden bir ticari etkinliğe dönüşür. Bu dönüşüm, seyahat eden insanların imajlarını etkiler. Cemile Sümeyra bu etkiyi, seyyah ve turist üzerinden anlatır. Seyyah, gezmeyi iş edinendir; turistse fırsat buldukça gezendir. Birisi seyahati amaç edinmişken; diğerinin amacı seyahattir. Enis Batur da “Seyahat Kültürü” başlıklı yazısında, gezgin ve gezmen ayrımına dikkat çeker. Bu ayrım, Cemile Sümeyra’nın bu konudaki ayrıntılı açıklamalarının özeti olarak okunabilir: “Gezgin (seyyah) ile gezmen (turist), yer değiştirmek fiili açısından şüphesiz ortak bir eylem içindedirler, fiziksel özellikleri çakıştırabilir. Buna karşılık metafiziksel özellikleri aynı değildir; gezmen, sigortalı bir yolcudur, gidiş-dönüş bileti ‘okey’lenmiştir, otel rezervasyonu vardır; gittiği her yerde karşılanır, kılavuzu vardır, genellikle grup halinde hareket eder. Oysa gezginin yolculuğunda riziko payı yüksektir, pek fazla garantiye almaz kendini, tam tersine pencerelerini sürprize açmaktan hoşlanır.” Denebilir ki seyyah, doğada yalnız başına kalan bir insan misali her şeyi göğüsleyebilir; turist ise konforundan ve lüksünden ödün vermeksizin gezer.

Cemile Sümeyra’nın seyyah tiplemesine dair tespitleri, akıllara Âkif Emre’yi getirmektedir. Bu tiplemenin ete kemiğe bürünmüş hâli olan Âkif Emre, turist ve seyyah tipi arasındaki ayrımı yayıncılık üzerinden gözetir. Turist tipine hitap eden bir gezi kitabı, seyyahı memnun etmez ya da seyyaha seslenen bir gezi kitabı turistin ilgisini çekmez. Çok sık seyahatler yapan bir yazar-insan olarak Akif Emre, seyahat yayıncılığını önemser. Bu yayıncılığın kitapları, “Ayrıntıyı kaçırmayan, yabancı bir göz için ilginç olanı gösteren; egzotik haz duyabileceği, yerel, farklı olanı tatma duygusunu tatmin etmeye yönelik kitaplardır.” Bu konudaki bir anekdotunu, “Dergilerin Seyahati” başlıklı yazısında şöyle anlatır: “Her Avrupa ülkesine gidişimde kaçınılmaz olarak uğrak yerlerimden biriyse kitapevleridir; kitapçılarında seyahat yayınlarına mutlaka göz atarım. Fırsat bulursam Türkiye' ye dair neler yazıldığına bakmaya çalışırım. Aynı tür yayınlarda farklı tarihlerde aynı konuda nasıl bir dil ve bilgi farklılaşması olduğuna özellikle bakarım. Mesela Türkiye' ye giden turistler için nelere dikkat edilmesi öneriliyor. Ahlaki norm, gelenek ve sosyal alışkanlıklar... Dikkat edilmesi, toplum içinde kesinlikle yapılmaması istenen davranışların, artık uyarı bahsinden çıkarılmış olması; kendi içimizdeki dönüşümün, çözülmenin yabancı aynasındaki aksi olarak okurum.” (Yeni Şafak, Güncelleme Tarihi: 09 Haz 2012, Cumartesi) Âkif Emre, bu anlayışını kendi seyahat notlarında da sürdürür. Notlarını, gezi yazısı türünde değerlendirmez. Çünkü onun seyahati, amaç, gözlem, irdeleme, tanıma, araştırma, ibret alma, anlama gibi eylemlerle mündemiçtir. Yol düşüncesinden hareketle İslâm medeniyetini ve çağın sorunlarını anlamaya çalışır. Çizgisiz Defter ve İzler isimli kitaplarında, gördüğü coğrafyalardan sunduğu kesitler ve anılar, sosyal, siyasal, sosyolojik ve dinî sorular ve çözümler içerir.

Cemile Sümeyra, seyahatin ne’liğini ve nasıllığını tartıştığı/açıkladığı bölümlerde, seyahat ve geziyi aynı anlamlarda kullanır. Fakat her iki sözcük bir edebî tür formuna büründüğünde ortak yönleri olduğu gibi farklılıkları da vardır. Bu nedenle Cemile Sümeyra’ya göre bir metnin seyahatname olabilmesi “yazarın yaşadığı belli bir dönemin her tür özelliğini içinde barındırıyor olması” şartına bağlıdır. (SE, s. 46) Gezi yazılarının en büyük handikabı, gezilip görülen yerlerin basit bir dil ile anlatılmasıdır. Bir metnin gezi yazısı olarak değerlendirilmesini, edebî bir dil kullanımına ve bir belge niteliğinde olmasına bağlar. Seyahat ve Edebiyat’a konu olan eserleri bu gözle değerlendirir. Edebî dili öncelemeyen seyahat metinlerini eleştirir: “Gülten Dayıoğlu, yazınsal ustalığını sanki esirgemiş gibidir gezi yazılarından. Acaba bunun temelinde elinde kayıt cihazı gezip görülen yerlerle ilgili mekanik bilgi aktarımı olması mıdır? Duygular ve düşünsel değerlendirmelerden neredeyse uzak son derece kuru bir tat bırakıyor insanda onun gezi yazıları. Gezi eserleri, çok fazla ayrıntı içermekte, edebiliğini gölgelemektedir. Ansiklopedik bilgiler bir hayli fazladır.” (SE, s. 194)

Seyahat, insana uzakları ve özlem duyduğu yerleri çağrıştırır. Bundan olsa gerek kurgusal metinlerde, fiziksel ve düşsel seyahatler yapılır. Halk, Divan ve Tasavvuf edebiyatındaki seyahat, bu gözle incelenir. Böyle geniş kapsamlı bir inceleme, Seyahat ve Edebiyat’ı herhangi bir alanın eseri olmaktan çıkarır. Şöyle ki bu kitap, seyahatin toplumsal tezahürlerini araştırmak isteyen bir sosyoloğun; seyahatin insan üzerindeki etkisini merak eden bir psikoloğun; hikâyelere konu olması bakımından seyahati araştıran bir edebiyatçının temel kaynağı olabilir. Halk hikâyelerindeki çaresiz âşık’ın yolculuğu üzerine şunlar söylenir: “Zaten seyahat, halk hikâyelerinde, gezmek, görmek, tanıklık etmek için değil, kavuşmanın önündeki engelleri aşmak için yapılır.” (SE, s. 61) Rüzgârın Söyledikleri: Hikâye-i Şâbur Çelebi isimli eserde, Şâbur karakterinin Bağdat şehrini görmeden âşık olması ve ona kavuşmak üzere yola çıkması bu cümleye örnek olarak verilebilir. Güncel bir eser olarak Cemil Kavukçu’nun Yüzünüz Kuşlar Yüzünüz kitabındaki hayalî seyahat de yine bu cümle kapsamında değerlendirilebilir. İki kafadar, pazar gününün sıkıntısından hayalî bir deniz yolculuğuna çıkarak kurtulur. Öyküdeki bu seyahat, yalnızca karakterleri bir sergüzeştin peşine düşürmez. Okur da bundan nasibini alır. Yani insan isterse, sözcüklerin peşine takılarak bir yolculuğa çıkabilir. Bu yüzden yazarlar, masa başında seyahat edebilen insanlar olarak görülür.

Cemile Sümeyra’ya göre seyahat, insan eylemlerinin genel adıdır. Bu eylem insan hayatıyla iç içedir. Seyahat ve Edebiyat, insanın her ânının bir başka yolculuğa evrildiğini anlatır: “Yolculuk, kimi zaman bir diyardan başka bir diyara, kimi zaman bir şehirden başka bir şehre, kimi zaman bir odanın içinde bir köşeden başka bir köşeye, kimi zaman bir hâlden başka bir hâle, bir boyuttan başka bir boyuta farklı şekillerde ve mahiyette tezahür etmektedir.” (SE, s. 17)

Sonsöz olarak Cemile Sümeyra’nın vefatından sonra okurla buluşan Seyahat ve Edebiyat, yazarın Derin Dalış isimli öykü kitabının ve Öykü Kahramanları isimli inceleme kitabının müjdesini vermektedir.

Ebrar Akbulut
twitter.com/haticebrarr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder