12 Temmuz 2020 Pazar

Tanımadığımız kuşağı eğitmenin çıkmazları üzerine

Büyüklerimizden duymaktan hoşlanmadığımız laflar genelde “Bizim zamanımızda…” ya da “Şimdiki çocuklar…” gibi yargılayıcı ve hatta suçlayıcı ifadelerle başlar. Tarih biliminin en önemli ilkelerinden biri; olayları gerçekleştikleri dönemin şartları içerisinde değerlendirmektir. Nasıl ki Orta Çağ Avrupa’sında insanları diri diri yakan Engizisyon Mahkemelerini veya Fatih’in, kardeş katline izin veren fermanını günümüzün hukuk anlayışıyla izah etmeye çalışmak mümkün değilse birbirinden çok farklı teknolojik, siyasi, kültürel, ekonomik vs. bir zamanda dünyaya gelen kuşakları da aynı değer yargılarıyla değerlendirmek mümkün değildir.

Evrim Kuran, Z: Bir Kuşağı Anlamak kitabında 2000 yılı itibariyle dünyaya gelen ve şu an itibariyle en küçüğü bir, en büyüğü yirmi yaşında olan Z kuşağını ve eğilimlerini uluslararası araştırmalar eşliğinde ve karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koyuyor. Büyük bir çoğunluğu eğitim çağında ve okullarda olan Z Kuşağını eğitme görevini üstlenen öğretmenlere ve velilere önemli önerilerde bulunuyor.

Eğitim, daha yaşanılır bir dünya inşa etme çabasıdır çoğumuz için ve hepimizin ortak hedefi, çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakmaktır. İşte bu noktada yazar Aziz Nesin’in bir sözünü referans alıyor kendi araştırmasına: “Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine, dünyaya daha iyi çocuklar bıraksanız sorun kendiliğinden çözülecek aslında.” (Aziz Nesin, Şimdiki Çocuklar Harika) Dünyaya daha iyi çocuklar bırakmak için bugünün çocuklarını daha yakından tanımamız gerekiyor aslında. Yazar, insanın ahlaki değerlerinin de içinde yaşadıkları hayatla birlikte şekillendiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Hiçbir bebek nankör, kibirli, tembel, yalancı, riyakâr, hırsız ya da katil olarak gelmez dünyaya. Bebeklikten çocukluğa, oradan da yetişkinliğe geçişteki yolculuk şekil verir iyi insan olma tercihine. Hız ve rekabetle şekillenen ama asla bütünlenmeyen, her şeyin fiyatının bilindiği ama değerinin bilinmediği bu çağda, biz yeni nesil ebeveynler mutlu çocuk yetiştirmek obsesyonuna kapılıyoruz.” Bu sözler bir ümitsizlik belirtisi olsa da yazar, “Bu nesle iyi bir dünya bırakamıyoruz; dilerim iyi bir nesil bırakıyoruzdur dünyaya.” diyerek hem bir ebeveyn olarak kendisi için hem de toplum olarak hepimiz için bir görev belirliyor.

Yazar, kitabın ilk bölümünde önce “Neden Kuşak Çalışıyorum?” sorusunun cevabını veriyor. Bu bölümde Nazım Hikmet’ten alıntıladığı “Anlamak sevgilim, o bir müthiş bahtiyarlık, / anlamak gideni ve gelmekte olanı” dizeleri zamanla birlikte insanın da değiştiği gerçeğini ve bu değişimin farkına varmanın büyük bir keşif keyfi verdiğini söylüyor bize. Her kuşağın ortak ilgi alanları, yönelimleri ve değer yargıları olabildiği gibi aynı kuşak içerisinde olup birbiriyle çelişen yargıları benimseyen gruplar da bulunabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli unsur kuşakları şekillendiren, siyasi, ekonomik, askeri, teknolojik vs. olayların her bireyde aynı etkiyi oluşturmayacağı gerçeğidir. Sosyo-ekonomik ve kültürel çevre de aynı kuşak içerisinde farklı değer yargılarının ve yönelimlerin oluşmasında etkili bir unsurdur. Ayrıca aile ve eğitim de bireysel farklılıkları oluşturan diğer önemli unsurlar.

Yazar, Karl Mannheim’in; “İnsanlar ebeveynlerine benzediklerinden çok yaşadıkları zamana benzer” sözüyle kuşak teorisini destekliyor. Kuşaklar konusunda araştırma yapan başlıca araştırmacılara göre günümüz itibariyle beş farklı kuşaktan söz edebiliyoruz. 1927-1945 yılları arası “Sessiz Kuşak”, 1946-1964 arası “BB Kuşağı”, 1965-1979 arası “X Kuşağı”, 1980-2000 arası, “Y Kuşağı” ve 2000-2018 arası “Z Kuşağı”. Bu tarih aralıklarının belirlenmesinde hiç kuşkusuz bütün dünyayı etkileyen siyasi, sosyal, askeri, ekonomik vs. olaylar etkili olmuştur. Sessiz Kuşağın ortaya çıkışında bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik buhran ve iki büyük cihan savaşının etkisini göz ardı edemeyiz. BB Kuşağını ise insan Hakları Hareketi ve Radyonun yaygınlaşması şekillendirmiştir. X kuşağını oluşturan küresel dinamikler ise petrol krizi, 68 kuşağının etkileri ve sinema olarak sayılabilir. Y Kuşağı ise 11 Eylül, Küresel Isınma ve İnternet gibi dinamiklerle şekillenmiştir. Z Kuşağına gelindiğindeyse Küresel Terör, Bulut Teknolojileri ve Bitcoin gibi dinamikler bu kuşağı şekillendiren gerçekler olarak önümüze çıkıyor.

Yazar Z Kuşağını tarif ederken şu ifadeleri kullanıyor. “Tıpkı tekrar kuşağı oldukları Sessiz Kuşak gibi, Z Kuşağı da bir şeyler yaratma ve üretme konusunda becerileriyle geldiler. El işçiliklerini kullanarak bir şeyler yaratmaktan keyif alan, daha fazla eşyaya değil, daha anlamlı deneyime sahip olmak isteyen bir kuşaktan bahsediyoruz.”. Bu ifadeler bize söz konusu kuşağın gözlemci değil katılımcı olmak istediğini de söylüyor ve bu durum sınıf ortamlarının oluşturulmasında yeni bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini de gösteriyor.

Yapılan araştırmalar Z Kuşağını oluşturan gençlerin çevreye karşı son derece duyarlı olduklarını gösteriyor. İklim değişikliği konusunda 16 yaşındaki İsveçli Greta’nın başlattığı eylem bütün dünyada pek çok ülkede gençlerden karşılık buldu. Ülkemizde de 11 yaşındaki Atlas Sarrafoğlu Bebek Parkı’nda okul grevi başlatıyor ve yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanıyor: “Bugün biz gençler olarak geleceğimizden kaygı duyduğumuz için buraya geldik. Bugün okula gitmedik. Çünkü okul bekleyebilir ama iklim değişikliği beklemez…”. Yazar ülkemizde bulunan farklı ekonomik imkanlara sahip Z kuşağı mensuplarıyla yaptıkları görüşmelerde ortak unsurlara rastladıklarını ifade ediyor. Müzik bu ortak unsurlardan biri ama dinledikleri tarzlar farklı. Arka mahallenin Z kuşağı Rap ve arabesk dinlerken yüksek gelir grubundaki z kuşağı pop ve rock dinlemeyi tercih ediyor. Her iki grup da müziği bir çeşit kaçış olarak görüyor. Her iki grup için de müzik, isyanın dili. Spor Z kuşağı için önemli bir dinamik. Alt gelir grubundakiler için özellikle futbol en kolay statü atlama yollarından biri. Yüksek gelir grubundakiler ise çok daha farklı spor dallarına ilgi duyuyor. Her iki grup da haksızlık karşısında öfkelenirken arka mahallenin çocukları öfkelendiklerinde kavga etmeyi yüksek gelir grubundakiler ise birilerinden yardım istemeyi tercih diyor. Burada yazar her iki grubun tavrını da sakıncalı görüyor. Z kuşağını oluşturan gençlerimizin bir başka ortak yönü ise Türkiye’de yaşamak istememeleri.

Z kuşağını oluşturan gençlerin rol modelleri de çeşitlilik gösteriyor. Yapılan araştırmaya göre futbolcular ve dizi oyuncuları bu kuşağın rol modellerini oluşturuyor. Yazar burada da hem bir ebeveyn olarak kendisine hem de toplum olarak bizlere önemli bir ödev yüklüyor. Çocuklarımıza doğru rol modelleri sunamazsak oluşacak olan boşluğu sosyal medya ve televizyon aracılığıyla başkaları dolduracaktır.

Sanırım günümüz çocuklarının en büyük problemlerinden biri sıkılmaktır. Yazar, sıkılmanın sanılanın aksine çok iyi bir şey olduğunu söylüyor ve yapılan araştırmalar da sıkılmanın yaratıcılığı olumlu etkilediğini gösteriyor. Çocukların sıkılmaması adına sürekli eğlenceli etkinlikler sunmak sanıldığı kadar olumlu dönüş yapmıyor.

Yazar, kitabını Z kuşağına seslendiği bir mektupla bitiriyor ve gençlere, iletişim kurmaktan ziyade bağ kurmayı, samimi ve gerçek olmayı, yılmamayı öneriyor.

Erhan Çamurcu
erhan.hoca.55@hotmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme