16 Mayıs 2014 Cuma

İmkansız yoktur, imkansız yaratılır!

"Dünya bir dilek gerçekleştirme fabrikası değil" diyor John Green son romanı "Aynı Yıldızın Altında"da. İlk basımı 2012 yılında yapılan kitap günümüze dek pek çok kişi tarafından okundu ve onlarca ödüle layık görüldü. Haziran ayında ise beyazperdeye gelmeye hazırlanıyor...

Green'in romanını klasik dramlardan farklı kılan ise içerisine imkansızı aşan son derece kuvvetli bir umut olgusu yerleştirilmiş olması. Her şeyin sonuna adım adım yaklaşan iki genç insanın umuttan doğan aşkları ve hayatla konuşmalarının özeti Aynı Yıldızın Altında.

Hikaye 16 yaşındaki son aşama akciğer kanseri Hazel Grace ve 17 yaşında yine son aşama kemik iliği kanseri ile mücadele eden bir bacağını kaybetmiş Augustus Waters ekseninde ilerliyor. Kanser destek grubuna bir türlü katılmak istemeyen Hazel Grace’in ailesinin ısrarlarını kıramayıp destek grubuna gittiği günlerden birinde tanıştığı Augustus sayesinde değişen hayatı anlatılıyor. Aslında Aynı Yıldızın Altında "bir kitap okudum hayatım değişti" cümlesinin de en yeni ve modern aktarıcılarından. Hazel’ın okuduğu ve derinden etkilendiği Görkemli Izdırap isimli kitabın açık bırakılan sonuna duyduğu muhteşem merak Augustus'un da ona katılmasıyla bir amaca dönüşüyor. Amacı olan insanın ömrü uzuyor, amaç, umut ve aşk aynı kazanda kavrulurken dünya ömrünün son zamanlarını yaşayan bu iki gence sunabileceği sürprizleri, saklandıkları yerlerden çıkartıyor.

Green anlatısında son derece başarılı sosyal tahliller ortaya koyuyor. Kanser hastalığının genç bireyler üzerinde yarattığı tramvaya hasar vermeyecek şekilde naifçe değiniyor. Aile faktörünün nasıl olması gerektiğine dair kodlar ortaya koyuyor ve kitabı okuyacak kanserli çocukları olan ailelere bir anlamda rol model olma görevi üstleniyor.

Roman baştan sona küçük bir umudun büyütülmesi, yer yer takılıp düşmesi ve yaralanması, yer yer coşkun bir kasırgaya dönüşmesi…. Umudu gölgelendiği anlardan birinde Hazel’ın söylediği şu cümle:

"Şey gibiyim, şey işte. El bombası gibi. Tıpkı bir el bombası gibiyim ve eninde sonunda patlayacağım ve yaralananların sayısını en aza indirgemek istiyorum tamam mı?" karşısında Augustus’un ona verdiği şu cevap ile:

"Seni seviyorum ve doğru şeyleri söylemek gibi basit zevklerden kendimi mahrum etmeye pek meyilli değilim. Seni seviyorum ve sevginin boşluğa atılan bir çığlık olduğunu ve unutulmanın kaçınılmazlığını, herkesin ölüme mahkum olduğunu ve tüm çabamızın toza dönüşeceği bir günün geleceğin biliyorum ve güneşin elimizdeki tek dünyayı yutacağını da biliyorum ve seni seviyorum…" umudun gücünü ortaya koyması bakımından önem taşıyor.

Aynı Yıldızın Altında okura şükretmenin ne denli yüce bir erdem olduğunu, ailenin, dostların ve gerçek aşkın önemini anımsatıyor. Bunu yaparken sıkmıyor, acındırmıyor metin akarken tuhaf bir duygulanım yer yer istemsiz gülücüklere karışan istemsiz göz yaşları ona eşlik ediyor. Yaşamın önemsizliği ve ne denli kırılgan, kolay bozulan bir malzemeden yapıldığı etkileyici cümleler ve olaylar dizisiyle sunuluyor. 317 sayfalık roman sonu bilinerek hiç bitmesin istenilerek okunuyor.

Hazel ve Augustus’un anlamı yitirdikleri anda tüm anlamları geri kazanmalarının öyküsü olan Aynı Yıldızın Altında Green in bugüne dek kaleme aldığı belki de en yetkin roman.

"Ölmeyeceğimizi düşünmek de ölmenin yan etkilerinden biriydi."
"Yazmak tekrar canlandırmaz, gömer."

Yazar romanın sonuna gelindiğinde kaçınılmazın en olağan şekilde kabullenilişini yine oldukça duygusal cümleler ve paragraflar eşliğinde aktarıyor. Asla unutulmaması gereken dersleri unutulmaktan hiç korkmayan Augustus’un kaleminden ise şu satırlarla özetliyor:

"İnsanların bıraktığı izler genelde yara oluyor. Berbat bir alışverişi merkezi inşa ediyorsun veya askeri darbe yapıyorsun ya da rock yıldızı olmaya çalışıyorsun ve kendine "Artık beni hatırlayacaklar." diyorsun fakat a.) seni hatırlamıyorlar ve b.) arkanda bıraktığın tek şey daha fazla yara oluyor. Darben diktatörlüğe dönüşüyor. Alışveriş merkezin lezyon haline geliyor."

Aynı Yıldızın Altında içinde yaşadığımız toplumsal yapıya kanser hastalığına ve daha pek çok dünyevi duruma ince bir hiciv.

Duygusal, derin ve etkileyici bir anlatımla imkansızın olmadığını yalnızca yaratıldığını okumak ve anlamak isteyenlere...

Gürcan Öztürk
twitter.com/gurcanozturk_

1 yorum:

  1. kitap sürükleyici tek oturuşta okuyup bitirdim fakat olaylar beklenildiği gibi gitmiyor bu hoş bir gidişat :) ben beğenerek okudum ama sonu biraz hoşuma gitmedi ://

    YanıtlayınSil