1984 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1984 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2019 Perşembe

Gırtlağıyla konuşan, midesiyle dinleyen adamlar

Küçük kurallara uyarak çiğnedikleri büyük günahları legalleştirenlerin; beyni ile değil gırtlağı ile konuşan, midesi ile dinleyen adamların hikayesi!

Senin hikayen!

George Orwell’in 1984 ile en çok satanlar listesinde olmasını, “gelecek” öngörüsüne yaklaşıldığı olarak yorumlayınca; artan merak ile doğru orantılı yükselen okunma oranına sevinemeyip, hatta üzerine irkilmiyor değil insan!

Yenisöylem’in tüm amacının, düşüncenin ufkunu daraltmak olduğunu anlamıyor musun? Sonunda ‘düşüncesuçu’nu tam anlamıyla olanaksız kılacağız, çünkü onu dile getirecek tek bir sözcük bile kalmayacak.” ya da; “Kendi çocuklarından korkmak, otuz yaşından büyükler için neredeyse olağan bir şey olup çıkmıştı.” gibi, gerçekleştiğini fark ettiğin spoileri, distopyanın babasının soluğu ensende okuyor olacaksın çünkü.

Tanıdık gelecek!

Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi.” dediği adam sana benziyor. Bir kara mizahın tam ortasında başrol kapmış figüransın! Dublörsüz uçaktan atlayacak olmaya mutlu olmanın saçmalığı suratında…

Canavarca bir dünyada kaybolmuş gibiydi, ama canavar kendisiydi...

Ve dahası;

Okyanusya, Doğuasya ve Avrasya’dan oluşan 3 süper gücün yönettiği dünya. Medyanın gücünü elinde tutan Parti ve manipülasyon dehası… Gerçek bakanlığında çalışan Winston’ın partinin çıkarları için “gerekli” yerlerde değişiklikler yaparak tarihi yediden yazma vazifesi… “Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.” öğretisi… Günün her saati gözetlen kitleler… Kahramanlarının aynalara karşı verdikleri etik savaşlar… “Bilinçli bir şekilde bilinçsizliğe özendirilen…” insan!

Ama hiçbir şeyi kanıtlamak mümkün değildi. Ortada hiçbir kanıt yoktu.”…“Tek bilinen, kâğıt üzerinde bol keseden bot üretilirken, Okyanusya halkının belki de yarısının yalınayak dolaştığıydı.” Tıpkı; para harcayarak alınan tasarruf önlemlerin tam karşısında duran; içinden 60’a kadar saydığın sürende açlıktan ölen o çocuk gibi… Ölümün istatistiği insan!

Sayfalar ilerledikçe gerçekleşenler, gerçekleşecek olan diğerlerine ön hazırlık gibi geldikçe, kitabın sonunu görmek istememekle merak etmek arasında, 50 bardak çay molası vermenin dilemması insan!

Bir önemli nokta daha var ki;

Roman tahmin etmenin ötesinde, uygulama alanı da bulmuş diyebiliriz. Olası gelecek üzerine yazılmış tüm felsefi ve bilimsel söylemlerden daha çok gerçeğe yakın olmasının altında sadece geleceği bilebilmek değil geleceği şekillendirmekte var desem çok mu ileri giderim bilmiyorum ama Huxley‘in distopyasından öteye geçen yanı da bu gibi görülmekte.

Big Brother (Büyük Birader), doublethink (çiftdüşün), thought-crime (düşüncesuçu) gibi ifadelerin hepsi kitaptan transfer edilmiş hayatımıza.

Daha önce Jung’un Kitleler Psikolojisi kitabında da karşımıza çıkan gerçek gibi; aslında kimse olacakları falan bilmedi! Bizzat yazar tarafından, iyi insanlara, “böyle olmasın dikkat edin” diye yapılmak istenilen uyarılar; kötüler tarafından, “böyle yap, kitleleri yönet” şeklinde okundu. Ve o kötüler, hedefe ulaşan yolda mübah kıldıkları ile yine kazandı!

Burada tesellin, o kötüleri ve içlerindeki yerini bilmek olmalı!

Bilmelisin! Çünkü “Nasıl oluyordu da, üzerinden daha yirmi dört saat geçmeden kabullenebiliyorlardı bunu?” düzeyindeki unutkanlığın sahibi, tüm sevdiklerin…

Sorun, dünyanın gerçek zenginliğini artırmadan sanayinin çarklarının nasıl döndürüleceğiydi.” dediği dişli senin koşarak her sabah gittiğin işin…

Savaşın amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, toplum yapısının hiç değişmeden sürmesini sağlamaktır.” diye anlattığı savaşın yuttuğu coğrafyaların kanları sınırlarına sızıyor…

Ve “İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de” diyen de sensin!

Ve son çeyrek!

Kitap en acınası haline ulaştırdığı insan coğrafyasına vardı; artık güvende değilsin!

Mükemmel mimari ile depreme, içine sızan düşmandan darbeye, şerrinden sızdıran dış güce, oynak zeminde ekonomiye, tevafuktan mülhem göktaşına, sapığından komşuna, ensest akrabana karşı güvende değilsin!

Parti, iktidarı, kendi çıkarları için değil, çoğunluğun iyiliği için istiyor…” Tanıdık mı? Biz gidersek helak olursunuz mu diyorlar?

Korkuyor musun? Korkuyorsun! Çünkü güvende değilsin!

Unutma! “Big Brother seni izliyor” edebiyatına karşı; kefenleri ile yola çıkanların biçtikleri kefenlerin içinde kendinin olduğunu anladığın ana kadar da güvende olmayacaksın!

Unutma; hâlâ seçebildiğin o şey çok değerli!

Onların, sömürü üzerine kurdukları bu sahnede, kukla olmaktan ancak ve ancak tüketmediğinde kuklacıya evrilebileceksin! Çünkü tek korkuları bu; “Onlar bilinçli hale gelinceye kadar asla başkaldırmayacaklar ve başkaldırmazlarsa eğer asla bilinçli olamayacaklar.” şiarı ile çizdikleri sınırlarda yaşamayı reddetmen!

Yani sevgili insan; satın almayarak, “hayır” diyerek gerçekleştirebileceğin kolaylıkta bir devrimin hamisisin.

Unutma; “Mutlu ol” dedikleri yer itaatten geçiyorsa özgür değilsin!

Ve “Yeni bir ayakkabı daha alarak mutlu değilim” dediğinde bulduğun öz var ya; işte ancak o “öz” ile Hicr/29’da çamuruna üflenendensin!

Mavi Çınar
the.blue.gaia@gmail.com