16 Ocak 2017 Pazartesi

Özgürlüğün, onurlu duruşun simgesi: Muhammed Ali

İnsan, annesini, babasını, yerini, yurdunu, teninin rengini, ismini seçemiyor dünyaya gelirken. Kendini seçemiyor, belirleyemiyor. Hayat ne sürprizler hazırlayacak, nerelerde sevindirecek, üzecek, nerelerde teselli edecek bilemiyor. Yaşaya yaşaya, göre göre, anlaya anlaya kendini buluyor. Kendi amaçlarını, hedeflerini, çizgilerini belirliyor. Hayatın ona sundukları karşısında bir mücadelenin içine giriyor. Ya da savruluyor. Cassius Clay, bir siyahî olarak dünyaya gelmiş olmanın kendisine neler getireceğini bilmeden büyümüştü. Teninin renginin diğerlerinden farklı olduğunu anlamaya başladıkça dışlandığını gördü. Onu dışlayanlarla arasındaki fark, yalnızca ten rengi değildi. Cassius Clay, seven bir kalbe sahipti. İnsanları seviyor, sevgiyle bakıyordu. Kendisini ve diğer siyahîleri dışlayanlarla ten farkından daha koyu bir farkla ayrılıyordu, vicdan ve merhamet sahibi olmakla.

Tamer Korkmaz’ın kaleme aldığı Benim Adım Ne kitabı, Müslüman olduktan sonra Muhammed Ali olarak ismini değiştiren bir boksörün öyküsünü anlatıyor. Dünya ağır sıklet boks şampiyonunun yaşamı, roman tadında okura sunuluyor. Kitap, Muhammed Ali’nin hayatının mottosu hâline gelen o cümleyle açılıyor: “Kelebek gibi uçacak, arı gibi sokacaksın!”. Tamer Korkmaz, kendisine ait olan bir saatle Muhammed Ali’nin yaşamını ilişkilendirerek giriş yapıyor: “Uzun yıllardır çalışmıyor: Bir ‘Parkinson Hastası’ gibi sessiz!”. Daha bu sayfadan okuru meraklandırmayı başarıyor. Bu biyografik kitabın yazılma fikri, Hece Yayınları’nın sahibi Ömer Faruk Ergezen’den çıkmış. Korkmaz, Muhammed Ali’nin biyografisini yazmayı kendine vicdanî bir borç olarak nitelendiriyor.

Muhammed Ali, spor ile yaşamın gerçeklerini birleştirmeyi başarmış. Çıktığı her müsabakaya bir görev bilinciyle çıkmış. Ezilenlerin, horlananların hakkını almak, onları savunmak için kötülüğü savar gibi yumruklamış. Başarısını her maç öncesi dua ettiği Allah’tan bilmiş. Her maç öncesi kaçıncı rauntta maçı alacağına dair kehanette bulunan Muhammed Ali’nin rakibine mısralarla sataşacak kadar da şairliği vardır. Zaferle çıktığı bir maçın ardından başarısını soran gazetecilere verdiği şu cevap, onun alicenaplığını gösteriyor: “Bu bir boksörün zaferinden çok topluma karşı kazanılmış manevî bir zaferdir.

İnsan yaptığı işle hemhâl olur, kılığı, kıyafeti, yaşantısı giderek yaptığı işin kisvesine bürünür. Bir dövüş sporcusunun kibar, anlayışlı, sade bir yaşam sürmesi, bencil olmaması ve en önemlisi de sevgi ile anılması dikkate değer bir şeydir. Muhammed Ali, yaşantısında, yumruklarını sevgiye dönüştürmüş, insanları incitmemeye çalışmış. “Ali’ye baktığımda sevgiyi görüyorum. Muhammed Ali, sevgiden ibarettir.

Benim Adım Ne kitabı, bir insan özelinde Batı’nın İslâm’a ne gözle baktığını anlatıyor. Batı’nın İslâm’ı ve Müslümanları hazmedememesinin yeni bir şey olmadığını anlıyoruz. Batı’nın İslâm’ın anlaşılmasındaki en büyük engel olduğunun ayırdına varıyoruz bir kez daha. Hiçbir alanda Müslümanlara tahammülü olmayan Batı, Muhammed Ali’ye de ambargo koymuş, onun şampiyonluğunu gasp etmiş. Gazeteler, Ali’ye hakarette sınır tanımamış. Özgürlükten, sevgiden, saygıdan, barıştan en çok bahseden Batı, Müslümanların başarısı karşısında adeta bir yamyama dönüşüveriyor. Bu tavır evvelden de böyleydi, ne yazık ki bugün de böyle. Değişen, dönüşen, ilerleyen Batı, vahşi tavrını bir türlü değiştiremiyor. Muhammed Ali’nin zaferleri karşısında Batı, âdeta işini gücünü bırakıp dört koldan Ali’ye saldırmış, onu psikolojik olarak çökertmek istemiş. “Boksun mafyanın elinde olması, Siyah Müslümanların elinde olmasından daha iyidir.

Sorgulayan, merak duyan insan, ömrü boyunca kendini arar, benliğini tanımaya çalışır. Varoluşunun anlamlı bir sebebi olduğunu bilir. Varoluşunu ezecek, çiğneyecek, gasp edecek ne varsa onunla mücadele eder. Var olmanın kendisine verilmiş bir hak ve emanet olduğunu düşünür. Cassius Clay iken Hristiyanlığı terk edip Muhammed Ali ismini alan boksör, kimliğini, kişiliğini, varlığını İslâm’la tanıştıktan sonra bulmuştur. İnsan istediğini seçmekte özgürdür, yeter ki onurunu kaybetmesin. Muhammed Ali, sözleriyle, yaptıklarıyla, başarıları ve başarısızlıklarıyla özgürlüğün, onurlu duruşun simgesi olmuştur. Irkçılığa karşı başkaldırmış, insanlar arasındaki tek farkın Allah’a olan bağlılıkta olduğunu göstermiştir. Müslüman siyah ya da beyaz değildir. Güzelliği dış görünüşünde değil, içinin dışına yansıdığı yerdedir. Müslüman, kaba, kırıcı, dökücü, zorba değildir. Muhammed Ali, ringe her çıkışında bunu göstermeye çalışmış, ringin dışındaki yaşamında da Beyaz Amerika düzeninin kirli zihniyetiyle mücadele etmiştir. “… öncelikle Siyah Müslüman değil, Müslüman! Müslüman olmasaydım, hayatım çok daha zor olurdu. Entegrasyona zorlanırdım, bir kurşuna kurban gidebilirdim, ölmüş bile olabilirdim!

Benim Adım Ne, Müslüman olmanın insana verdiği değeri anlatıyor. Bir mücadelenin öyküsünü anlatan kitap, günümüzdeki İslâm algısına, Derin Amerika’nın kirli oyunlarına dair de ipuçları veriyor.

Hatice Ebrar Akbulut
twitter.com/haticebrarakblt
* Bu yazı daha evvel dunyabizim.com'da yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme