19 Ekim 2013 Cumartesi

Gerçeklik soyutluğunda gizli öyküler arayanlara

"Taş Bina ve Diğerleri" Aslı Erdoğan’ın 2009 yılında on yıl aradan sonra çıkarttığı son öykü kitabı. Öykü denmesi güç, şiirsel bir anlatımla örülmüş olan kitap, roman-öykü karışımı deneysel bir tür olma özelliği gösteriyor.

"…Sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir, ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi." diyor yazar hikayelerinin birinde ve bu cümle üzerinden giderek 134 sayfalık anlatısında yenilenlerin sesini duyurmaya çalışıyor. Erdoğan’ın Taş Binası kitaptaki öyküleri birbirine bağlayan ütopik bir öğe. Her karakter, her olay Taş Bina ya gidiyor. Ona çekiliyor. Binanın kapılarınca yutulup, parmaklıkları tarafından hapsediliyor.

Bu binanın içinden, kendisine çektiği duvarlar ardından öyküler anlatan karakter ise ‘’A.’’ Bu karakter Yusuf Atılgan’ ın C. sinden izler taşıyor.

"İnsan üzerine upuzun bir şiirdir A. Uzun, anlaşılmaz, duraksız bir şiir. Belki tek bir dize, vaktinden önce konmuş bir virgülle yarıda kesilen…"

A.’nın yalnızlığı, kendini içine hapsedişi, Taş Bina’nın taş duvarları ardında yaşadıkları, oradan görüp yaptığı çıkarımlar üzerinden giden öyküler yer alıyor kitapta. Başı ve sonu ayrı, ortasından birbirine bağlanan olaylar şeklinde kurgulanmış okunması zor öyküler bunlar.

Bu yönüyle de felsefi ve sosyolojik yönü oldukça ağır basan bir kitap "Taş Bina ve Diğerleri"... Dolayısıyla bu doğrultuda kazanılmış ortalama bir birikim gerektiriyor. Yoksa metinlerin büyük çoğunluğunda meydana gelen dağılmalar ve parçalanmalar okur için anlamsız ve sıkıcı bir hal alabiliyor. Ancak bu parçaları toplayıp saklamayı beceren okur anlatının gerekli yerlerinde eksikleri görüp, biriktirdiklerini devreye sokarak öykülerin tam anlamıyla içinde yer alabiliyor.

Öykülerin tümü yokuş yukarı gidiyor. Dik ve zor çıkılan yokuşlar bunlar. Kaybolmuş karakterlerin kaybettiklerini yokuşlar ardında bulabilme umutları. Yokluğun yokuşları.

Farklı memleketlerden farklı kadınların Taş Binası hastane, Tek başına çılgınlığıyla konuşanların Taş Binası hapishane, Kendini toplumdan soyutlayanların taş binası insanlar, serseri çocukların Taş Binası sokaklar… Kitapta onlarca taş bina var,bir o kadar da başka imge. Çoğalıp azalması kanaati okura bırakılmış. Erdoğan’ın karakterleri sorunlu karakterler. Kendileri ve çevrelerine karşı karanlıkta kalmayı seçmiş bunu da anlatım ve düşüncelerine yansıtan tipten insanlar. "Elimi dokundurduğum her şey, yaralı bereliydi. Bavuldan taşan giysiler, masaya yığılan kitaplar sararıp solmuş, yırtılmış, lekelenmişti. Bardaklar saydamlıklarını yitirmiş, kalemler de, küflü ekmekler de iç karartıcı duvarlar gibi orasından burasından kemirilmişti…" Yazarın anlatımında karamsarlığı yoğun bir lirizmle beslediği gözlemleniyor. Dili anlatım tarzı olarak değil anlatım yöntemi olarak kullanıyor. Parçaların dış görünümlerini olabildiğince ruhanileştirip, gerçekliğini içlerine yerleştiriyor. Bu nedenle gerçeğe ulaşmak dikkat konsantre ve çaba gerektiriyor.

Taş Bina’ya ve onun karanlığına çekilen insanları anlatan A.nın kendi hikayesini de okuyoruz kitapta ‘’Gözlerini ona bırakan bir melek’’ var aşık olduğu. ‘’Gözlerini bende unuttun. Al onu, lütfen. Al onu benden’’ diyor sık sık.. Kızgın bir karakter A. Bir türlü yalnızlığıyla barışamamış ‘’Duvarlar kalınlaştıkça düşlerin genişler.’’ diyerek her şeye rağmen umudunu kaybetmediğini haykırıyor. Taş Bina dan kurtulma umudu var hikayesinin başlarında. Parmaklıkları insanların kendi yaratısı olarak görüyor. Bir taraftan ise alışmış taş binaya. Duvarlara, parmaklıklara ve havasızlığa… kurtulsa bile pek bir şeyin değişmeyeceğini içinde bir yerlerde biliyor. Tüm bunları şöyle dile getiriyor hikayesinin sonlarında:

"Hayat: iliğine kemiğine dek emilmiş bir sözcük, iç sızısını andıran bir uğultu, okyanuslar dolusu uğultu."

"Oysa ne bir başlangıç bekliyordu bizi, ne de baştan başlamakta bulunabilecek bir teselli. Hiçbir sihirli değnek alnımıza dokunmak istemeyecekti, bıçaklar vazgeçemezdi yaralarda bilenmekten, hiçbir kapı yarına doğru açılmayacaktı gelecekte, kimse hazır olmayacaktı işitmeye…. İhanet ederek, ihanetine uğramıştık yazgının, sağ kalarak, yaşar kalarak, biricik, korkunç zaferimizi kazanmış sonsuza dek yenilmiştik."

Aslı Erdoğan dilinde bir araya getirdiği zıtlıkları anlatıma yedirerek başlarda verdiği umutlu mesajı kitabın sonlarına doğru "kimse değişmez hayat değişmez" şeklinde dönüştürüyor ve okurun beklediği mutlu sonun kolay elde edilir bir şey olmadığını vurguluyor.

Taş Bina ve Diğerlerin’de yer alan "diğerleri" ise aslında kaybedenler A. Filiz, Somalili Çingene, Rus Pornocu, Dijana, Nadezda, Arjantinli Graciella, cüzdan çalan çocuklar ve diğerleri… Tüm bu karakterler aslında içinde bulunduğumuz toplumun kümesi olan Taş Binayı oluşturan yapı malzemeleri.

Aslı Erdoğan Taş Bina’nın tüm tuğlalarını kitap boyunca söküp çıkartıyor, binayı yıkıp yeniden inşa ediyor ama asla değiştiremiyor ve A. nın finalinde durumu kabul edip ‘’Aklımın erdiği pek çok şey var, ama hayat bunların arasında değil. Ellerim benden daha iyi anlar hayatı, belki bunun için hep susarlar, kabuk kabuk susarlar…’’ diyerek A.nın mücadelesini noktalıyor. Yazar Taş Bina ve Diğerlerin’de karanlıkta kalanları aydınlatmaya çalışıyor, onların var olma mücadelelerini, toprağın altında kalanları hızlıca çekip çıkartıyor. Gerçeğe soyutla dokunmak istiyor. Sonbaharın son günlerini yaşadığımız şu zamanlarda kendi Taş Binalarına dair kafa yormak isteyenlerin ilgisine…

Gürcan Öztürk
twitter.com/gurcanozturk_

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme