26 Ağustos 2012 Pazar

Yakası açılmadık bir roman isteyenlere

"Yaşamın ilkelerine uzanmış kitaplarda, insanoğlunun ömrünün ilk yarısını ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısını da ilk yarısını anmakla geçirdiği yazılı olmalıdır."

Romanın 113. sayfasında açılan "Varolmak ya da Varolmamak" adlı bölüm bu cümleyle / bu tartışmaya girişle açılıyor.

Salâh Birsel'in 1957'de tamamladığı 1985'te yayımlattığı romanı, ülkemizde türünün tek örneğidir. Benzersiz olması ve taklit edilememesi ise onu seçkin kılacağına, görünmezlikten gelinmesine neden olmuş.

İyi edebiyat tutkunları diye ısrar ettiğim okurlar, bu kitaba bayılacaklardır. "Dört Köşeli Üçgen" adından da anlaşılacağı gibi paradoks temelli bir romanıdır. Alegorik bir eser olma hakkını elde edebilmiş, diğer romanlarla kıyaslayamayacağınız bir orijinalliktedir.

Tütün Yaprakevi adında bir tütün fabrikasının deposunda çalışan, adını roman boyunca öğrenemediğimiz kahramanımız, kendisini "uluslararası bir gözlemci" olarak tanıtıyor. Günün 24 saati gözlem yapmaktan çekinmiyor. Bu gözlemlerini deneyle artırmak için, çalıştığı fabrikada kadınların karnını dinlemeye başlıyor. Muhafazakar çalışanlar buna tepki gösterip onu müdüre şikayet ediyorlar.

Gözlemcimiz ise uslanacağı yerde daha da zıvanadan çıkıyor. Fabrikada kadınlar tuvaletine girerek gözlemlerini artırma yolunu seçiyor. Yine uyarı alıyor. En sonunda bir fabrika çalışanının karısının, müdürle olan yasak aşkını ortaya çıkarınca işinden oluyor.

Bundan sonra bir sürü işe girip çıkıyor, hepsinden kısa zamanda kovuluyor. Gözlemlerini bir günde önce 48 saate, sonra 72 saate, sonra da 96 saate çıkarmayı başardığını farkediyor. (Tabi bu zaman dilimlemesini Zenon paradoksunu bilen okurlar keyifle okuyacaklardır) Romanın temelinde tartıştığı konu da bu zaten: Matematik kesinlikler olmadan nasıl hayatta kalabiliriz?

Salâh Birsel, gözlemcisini kendi kendine çok güzel tartıştırıyor. Diğer insanlar karşısında (Müdür, iş arkadaşları, zabıta, komiser) kendi hakkını korurken nasıl bir ahlâkla, terbiyeyle karşılaştığımızı görünce okur olarak da seviniyoruz. Birsel'in amacı ise kesinlikle bu değil; gözlemciyi sevimli göstermek ya da yaptıklarını haklı çıkarmak için hiçbir oyun hazırlamıyor. Gündelik hayatımızdaki toplumsal gerçeklik ne ise bire bir onu yansıtıyor.

Bu romanın yeni baskısı 2012'de yapıldı; ancak yayınevi Birsel'in kelimeleri kullanışını değiştirmemiş. "Y" harfi yerine "ğ" kullanan Birsel'in, o günkü dilinden romanı okumak daha zevkli olmuş. (Varmağa, koymağa...)

Hoş kelimeler ve müthiş deyişler okuyacağınız bu romanı sakın kaçırmayın. (Silistresini öttürmek, eşek alıp beygir satmak, şandellemek, yakası açılmadık küfürler savurmak hoşforoşluk...)

Tuna Bahar
twitter.com/tuna_bahar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme