17 Haziran 2019 Pazartesi

Bir Alman seyyahın gözünden 16. yüzyılın İstanbul'u

Seyyahlar için Osmanlı İmparatorluğu hep bir cazibe merkezi olmuştur. Bu sefer elimizde bulunan kitabının tanıtımında Türklere karşı özel bir ilgisi olan seyyahtan kısaca bahsetmek gerek. 1572 yılında Tübingen Üniversitesi’nde teoloji ve klasik filoloji eğitimi alan Salomon Schweigger, hocası Martin Crusius'un etkisi altında kalır. Ünlü bir Yunan filoloji bilgini olan Crusius özellikle o çağda Türklerin egemenliği altındaki bölgelerde yaşayan Yunanlıların diline ve kültürüne ilgi duymaktadır. Schweigger ve Crusius arasındaki ilişkiler ilerideki yıllarda giderek derinleşmiş ve dostluk haline gelmiştir.

Elimizdeki eser, Salomon Schweigger'in 16. yüzyılın sonlarında Türkiye’de geçirdiği süre zarfındaki izlenimlerini içermektedir. Kitap Yayınevi'nden çıkan neşriyat Sultanlar Kentine Yolculuk adını taşımakta olup toplam 61 bölümden oluşmaktadır. Türkiye hakkında yayınlanan Almanca seyahatnamelerin en erken basılanlarından biri olan Schweigger’in yapıtının ilk iki kitabından ibarettir.

Salomon Schweigger 1577-1581 yıllarında Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun başında bulunan Habsburglu II. Rudolf tarafından Osmanlı devletinin başkentine daimi temsilci olarak gönderilen Joachim Freiherr von Sintzendorff’un maiyetindeki protestan vaizdi.

Kitabın birinci kısmında 10 Kasım 1577’de Viyana’dan yola çıkarak Budapeşte, Belgrad, Sofya, Plovdiv, Edirne üzerinden İstanbul’a yaptıkları yolculuğu anlatmakta. İkinci kısmında ise kitabın Ocak 1578’den Mart 1581’e kadar yaşadığı ve Sultan III. Murad’ın padişah olduğu döneme denk gelmektedir.

Yazar belli bir sisteme tabi olmadan serbestçe düzenlediği bölümlerde, İstanbul kentinden:

"Kent içindeki binalar derme çatma ve bakımsızdır. Çoğunluğu kireç bile kullanılmadan, sadece çamur ve kille yapılmıştır. Evler alçaktır ve az ışık görür." (sf.131)

"İstanbul’da fil dışında başka değişik ve ilgi çekici hayvanlara rastlamadım. Yıllarca evvel burada bir gergedan varmış, Sultan Selim bunu İmparator II. Maximilian’a armağan etmek istemiş." (sf.157)

Kent halkının yaşamından:

"Bu ülkenin insanları çok sade ve basit evlerle yetiniyorlarsa da ibadet evi, okul gibi vakıf binalarının çok gösterişli olmasına önem veriyorlar ve bu uğurda hiçbir masraftan kaçınmıyorlar." (sf.133)

"Türkler saçlarının tümünü usturayla kazıtırlar, sadece kafalarının orta yerinde parmak kalınlığında bir tutam saç bıraktırırlar." (sf.143)

Padişahın sarayında yaşayanların özelliklerinden:

O gün saraya gelen elçilerle maiyetlerindeki asilzadeler ve görevliler padişahın dairesinin padişahın dairesinin dışında, iç avludaki bir mekânda ağırladır. Sofrada beş kap pirinç yemeği, ayrıca koyun eti, kızarmış tavuk ve güvercin, içecek olarak da şerbet vardı. Masa yoktu, hepimiz yerde oturduk." (sf.75)

"Türklerin en önemli ziynet eşyaları güzel yüzüklerden ibarettir. Altın zincirler, kral tacı, kraliyet asası ve küresi, özel kraliyet giysisi bu ülkede bilinmiyor ve geleneklerine uymuyor." (sf.72)

ve o yıllarda gelişen olaylardan bahseder...

Baturhan Ergin
twitter.com/erginbaturhan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme