28 Eylül 2017 Perşembe

Her örfün ve âdetin mutlaka bir manası var

İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren başkalarıyla birlikte yaşar, toplum dediğimiz şeyin bir parçasını oluşturur. Yapmasına izni olan şeyler ve yapmamasını gerektiren şeyler vardır. Bunların bir kısmı yazılı kurallarla, kanunlarla, yasalarla bellidir. Bir kısmı ise yüzyıllardan beridir sözlü olarak insanlar arasında bilinen ve uygulanan kurallardır. İnsanlar arasında sözlü olarak doğmuş, büyümüş, gelişmiş ve yaşamaya devam etmiş kurallardır. Örf, anane, adet, gelenek, görenek, töre gibi kelimelerle adlandırılan bu kurallar “Halk Hukuku”nu meydana getirirler.

Hukuk ve hukuk tarihi ile ilgili pek çok kitap olsa da 'Halk Hukuku' konusunda yazılmış eser sayısı oldukça azdır. Yrd. Doç. Dr. Aysun Dursun'un hazırlamış olduğu ve Ötüken Neşriyat tarafından kültür dünyamıza kazandırılan Türk Halk Hukuku, alanındaki önemli bir eksikliği gidermeye aday bir eser. Hali hazırda Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent Doktor olarak akademik hayatına devam eden Aysun Dursun'un 2014 yılında hazırladığı doktora tezinin yeniden gözden geçirilip, değerlendirilmiş hali olan kitap, bir doktora tezinin bilinen handikaplarını üzerinde taşımaktan çok uzak. Pek çok akademik çalışmada görülen kakofoni şık bir şekilde atlatılmış. Temiz ve duru bir Türkçe eserin tamamında kullanılarak okuru kolayca metinde tutan bir dil kurulmuş.

Hukukun temel kavramları ve kaynaklarını anlatarak başlayan eser Dünya ve Türk hukuk sistemleri tarihinin muhtasar anlatımını yaparak okuru metne hazırlıyor ve daha sonra Türk Halk Hukukunu iki bölümde inceliyor.

Birinci bölümün adı “Özel Hukuk İle İlgili Örf ve Adetler”. Bu bölümde aile hukuku, doğum, çocuğa ad verme, sünnet, evlenme (kız kaçırma, görücü gitme, kız isteme, nişan, çeyiz serme, düğün, evlat edinme, boşanma) ile ilgili örf ve adetlerin ne olduğu, hangi yörelerde nasıl farklılıklarla uygulandığı örnekler verilerek detaylıca anlatılıyor.

Her örfün, âdetin mutlaka bir manasının olduğunu da birçok kez daha anlamış oldum bu kıymetli çalışmayı okurken. İlk aklıma gelen örneği vermem gerekirse, günümüzde halen sıklıkla yapılan ve adına 'çeyiz serme' denilen bir âdetimiz var. Eserden alıntı yaparsak eğer: “Bu gelenek, bazı bölgelerde kızın evinde, bazı bölgelerde ise düğün sırasında damadın evinde yapılır. Düğün günü, komşu kadınlar, damadın evine çeyiz görmek için davet edilir. Ayrıca 'güveyi donatması' geleneği bağlamında babanın oğluna bağışlayacağı mal, şahitler huzurunda beyan edilir. Bu malların tören havası içinde sergilenmesinin amacı kızın, erkek evine; erkek evinin de kız evine getirdiği malların belirlenmesidir.”. Günümüzde yarım yamalak diyebileceğimiz şekilde devam eden bir âdetin kökünün buradan geldiği anlaşılmaktadır.

İkinci bölümün adı “Kamu Hukuku İle İlgili Örf ve Adetler”. Bu bölümde ise yerleşim düzeni ile ilgili adetler (kışlak ve yaylak düzeni, köy-kasaba-şehir düzeni), toplumsal ilişkilerle ilgili adetler (selamlaşma, ses tonunu kullanımı, kalıp hareketler, bayramlar-törenler-kutlamalar, toplumsal dayanışma, karşılama-ağırlama-uğurlama, yemin) ve ceza hukuku ile ilgili (hırsızlık, cinayet, kan davası, zina) adetlerin ne olduğu, hangi yörelerde nasıl farklılıklarla uygulandığı örnekler verilerek detaylıca anlatılıyor.

Şehirde doğup büyüyenlerin hiç bilmediği ve bilenlerin de belki de şehirde yaşaya yaşaya unuttuğu bir geleneğimiz var, başaklama. Sözü kitaba verecek olursak: “Başaklama, eski Türklerde var olan tarım geleneğini anlatır. Ekin biçildikten sonra demetlere giremeyen ve tarlada kalan başaklar, bunları toplayan yoksul köylülerin hakkı olarak görülmüştür. Başakları toplayan kişilere başakçı, yapılan işe başaklama denmiştir... Başaklama Anadolu'da görülen ve geçerliliğini koruyan geleneklerden biridir. Aydın yöresinde, üretici, ürünü (incir, zeytin, narenciye vs.) aldıktan sonra yoksul kişilerin toplaması (başaklaması) için, bir kısım ürünü tarlada / bahçede bırakır. Tarlada bırakılan ürün ne kadar çok olursa toplumsal saygınlığın ve manevi doyumun o oranda yüksek olduğu düşünülür.

Yıllar boyu kuşaklar arası aktarılan kurallar bütünü olan halk hukuku kişilerin hal ve hareketlerinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynar. Ve halk hukuku doğru işletildiği takdirde, toplumda yapılması gerekenlerin ve yasaklananlarının uygulanmasında adil bir yaklaşım sergileyerek insanlar arasında sağlıklı ve huzurlu bir iletişimin oluşmasını sağlar. Sağlıklı ve huzurlu topluma ulaşmak için resmi hukuk kadar halk hukuku da büyük önem taşır.

Akademisyen/yazar Aysun Dursun, bu eserle yapmış olduğu ve yapmaya aday olduğu şeyleri kitabın sonunda şöyle belirtiyor: “Bu çalışma geniş bir literatür taraması sonucu örf ve adet hukukunun gündelik hayat içindeki işlevselliğini ve geleneğin devamlılığını sağlayan toplumsal kabullerin kültürel, tarihi, halk bilimsel ve sosyolojik temellerini ortaya koymaktadır. Tarih, hukuk, antropoloji, psikoloji, sosyoloji, gibi disiplinler arası pek çok çalışmaya temel teşkil edebilecek bu eserin yeni araştırmalara kapı açması beklenmektedir.

Ali Eyi
twitter.com/alieyi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme