25 Mart 2015 Çarşamba

Hayatı boyunca dik durmuş bir Türk, gönül adamı bir şair

"Allah Hayy’dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aşka, Allah’a... Her şey fanidir."
- Şeyh Seyyid Muhammed Râşid [k.s]

"Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu “adam gibi adam”dı; Hz. Ömer’in tarifinde yer alan; “doğru, dürüst, mert, babayiğit, er ve eren” nitelemelerini gerçekten hak eden ender bir şahsiyetti. Mâhût 28 Şubat döneminde, sürecin mimarı olan Bir’ileri “5 milyon insanı kesmekten” söz edince, “Türkiye Suriye olmayacaktır; gerekirse 5 bin insanla dağlara çıkarız” diyecek kadar babayiğitti."
- Abdullah Yıldız

Çok zamandır yazmak istediğim kitaplardan biriydi Muhsin Başkan. Kitabın çıkış tarihi, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehit olmasından iki ay sonrasına rastlıyor. Bu yazı da kendisinin vefat yıldönümüne rastladı. Nasip bugüneymiş. Sadık Yalsızuçanlar'ın hazırladığı kitabın içeriği bir siyaset okuması olarak değil, Yazıcıoğlu'nun şahsının daha iyi anlaşılabilmesi açısından önemli. Çünkü yakınlarının ağzından anılar ve düşünceler kitabın sonlarında mevcut. Sayfaları çevirmeye başlarken okuyucu en önce, Yazıcıoğlu'nun 19 Mart 2009 günü BBP'nin Karaman seçim bürosunda yaptığı konuşmasıyla, son konuşmasıyla karşılaşıyor. 6 gün sonra da Muhsin Başkan Hakk'a yürüyor. Önce bu konuşmayı yine ve yine hatırla(t)mak gerekiyor:

"Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Püf dedi mi gitti. Bunun da nereden geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığımız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da milletle olmayacağız. Yarın Ahirette Allah, bize "Niye iktidar olmadın?" diye sormayacak. Sorsa da "Vermediniz" diyeceğiz."

Sadık Yalsızuçanlar son derece duygusal bir önsöz yazmış kitaba. "Ben ölürsem mezar taşım iniler / bu dert beni iflah etmez öldürür" dizeleriyle biten Harput Türküsü'yle başlıyor önsöz. 28 Şubat'taki dik, ilkeli ve tavizsiz duruşuna kadar Yalsızuçanlar'ın kaleminden Muhsin Başkan anlatılıyor. "Namlusunu millete çevirenlere selam durmam" sözü kıyamete kadar unutulmayacaktır şüphesiz. Kah pek duyulmamış özellikleriyle, kah bilinip de orada burada pek rastlanmamış bilgileriyle Muhsin Başkan'ı okuyucuyla tanıştırma gayreti güden bu önsöz Gabriel Riqueti de Mirabeau'nun bir sözüyle bitiyor: "Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç varır."

12 Eylül 1980, Mamak, Menzil, Seyyid Muhammed Raşit Hazretleri, postmodern darbe süreci, Dink suikastı, Kırlar Bahçesi'yle başlayan şiir serüveni, aile reisliği, anılar, düşünceler ve şüpheli ölümü üzerine söylenenler, kitabın içindekileri oluşturuyor. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl cezaevinde geçmiş çileli bir ömür Yazıcıoğlu'nunki. O bu yıllarını "Medrese-i Yusufiye" dönemini olarak adlandırdı. Kalabalıkların içinde her daim yalnız yürüdüğünü gözlerine bakarak anlamak mümkündü. "Yiğit" kelimesini çok sevdiğinden mütevellit meydanlarda çok görünmesi istenmez, bir şekilde mani olunur, olunamasa da ekranlarda çok kısa süreli haberlerde kendisine "belki" yer verilirdi. Sebebi de şuydu: Halkın yanındaydı. Halkın tüm dertlerini yüklenmeye, Türkiye'nin menfaatlerinden gayrısına yüz çevirmemeye yeminliydi. Bunun için genel başkanlık koltuğuna oturduktan çok sonra "Ben siyaseti Allah rızası ve içinden çıkmış olduğum Anadolu insanı için yaptım" sözünü, siyaset sahnesinde olanlara göz yummadan da "Millet yanmasın diye kendini ateşe atanların davası olması gereken siyaset, kendisini kurtaranların davası olmuştur." demiştir.

Bugün Türk siyasetinde dönen dolaplar, insanların göründüklerinden ziyade yaşadıkları hayattan bambaşka bir karaktere sahip olmasından ileri geliyor. Bu inancı taşıyan Muhsin Başkan şöyle demiştir:

"Toplumu kendi isteği doğrultusunda değiştirmeye talip olan­lar, önce kendilerini o istikamette değiştirmekle işe başlamalıdır­lar. Kendi hayatını, inandıklarını, uygun şekilde tanzim edemeyen insanların, başkalarının dünya görüşünü değiştirmek ve hayatları­nı tanzim etmek gibi bir işe talip olması, neticesiz ve boş bir gay­rettir veya en basit tabiriyle insanları hiçe saymaktır ve topluma karşı saygısızlıktır."

Hem meclisteki yasa teklifleri ve konuşmalarıyla hem de 55 yıllık yaşamında her zaman dile getirdiği Türk kimliğiyle birçok gencin bilinçli yetişmesinde pay sahibi oldu. Türkiye'nin sağlığı için milli hassasiyetlerden hiçbir zaman ayrılınmaması gerektiğini söyledi. Demokrasiyi savunurken Türk milletinin menfaatini hiçe sayan batı baskısından hiç korkmadı. Yürüyüşünde hiç yılmadı, çok kısıtlı imkânlara rağmen gidilmedik köy bırakmadı. Yürürken de ölümü göze aldı. Her Türk gibi ata binmeyi çok severdi, yazın gittiği köyünde atın üstünde trenlerle yarışırdı. Şehadet şerbetini içerken Mamak Cezaevi’nde yazdığı "Üşüyorum" şiirini Türk milletine bıraktı. Bitirirken İsmet Özel'in Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü hakkında söylediklerini paylaşmak isterim:

"Muhsin Yazıcıoğlu öldükten sonra yaşadığından daha tesirli oldu denemez. Muhsin Yazıcıoğlu zaten gittikçe tesirini artıracağı için, eğer Türkiye bir şekilde başkanlık rejimine geçtiği takdirde Türkiye'de Muhsin Yazıcıoğlu'ndan başka Türkiye'nin başına geçecek adam kalmadığı için öldürüldü. Yani, vakitlice onun cismini ortadan kaldırdılar. İsmi daha çok büyüdü mü? Hayır. Bunda da en büyük kabahat BBP'lilerindir... Bakışlarımızla, birbirimize ne nazarla baktığımızla, biz bir müşterek saha temin etmiş idik..."

Kendisi yaşatılmadı lakin ismi, şahsiyeti ve hedefleri bu milletin yüreğinde yaşayacaktır.

Yağız Gönüler
twitter.com/ekmekvemushaf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme