31 Ağustos 2014 Pazar

Gitmek, asfalttan önce de vardı

Hangimiz kimi zaman giden olmadık ki? Bağlarımızdan, ailelerimizden, sevdiklerimizden, kölesi olduğumuz maddelerden... Bir şekilde herkes bir kere kapıyı çekip çıkmıştır ve yine aynı şekilde herkes bir kere geride kalan olmanın verdiği acı ile savaşmış, sonunda barış imzalamıştır.

Cemal Şakar'ın 1990 yılında basılan Gidenler Gidenler kitabı, usta öykücünün bir kitapla okuyucuya ilk merhabası ve çok şükür ki o edebiyat dünyamızdan bir yere gitmiyor. Bize gidenleri olduğu kadar kalanların da portresini çiziyor anlatısında.

Ömer Lekesiz'in sunuşu ile açılan kitap, dokuz kısa öyküden oluşuyor. Öykülerin isimleri dikkatimi çekiyor elime ilk aldığımda. Sanki isimler bile giriş, gelişme ve sonuca göre dizilmiş. Gidenler Gidenler diyor önce Şakar ve flashback yapıyor başlıklarda. İkinci öyküsü Bir Savaştan Slaytlar'da sanki bir ayrılık sahnesini izlettiriyor bize ve ayrılığın ikiz kardeşi hasretten dem vuruyor Ora Özlemleri'nde. Zaman zaman düşlere konuk oluyor, zaman zaman nostalji yapıyor, önce dağıtıyor, sonra yapıştırıyor ve bir İnşirah'a kavuşturuyor son öyküsünde. Elbette bu öykülerin her biri farklı bir konu üzerinde şekillenip gelişiyor ancak yapısal anlamda baktığımızda her öyküde tam da bu zincirin takip edildiğini görebiliyoruz.

Bu kitap bana çok şey anlatıyor yazınsal anlamda. Örneğin; bir öykünün öykü olabilmesi için ille de keskin bir yönüyle dikkat çekici kahramanlara, kalbi eğip büken, bunun için ağdalı bir dil kullanan anlatımlara ihtiyaç yok. Gündelik hayat içindeki ayrılışlar, onların içimizden kahramanları, yaşamları, hisleri zaten o kadar ezebiliyor ki insanın içini, olanı olduğu gibi aktarabilmek bile yetiyor bazen okuyucuyu kelimelerin içine almaya. Şakar bunu ustalıkla gerçekleştiriyor kitabında. "Anlatılmaya değer şeyler yaşamadık." diyor bir öyküsünde ve belki tam da bu nedenle anlatılanlar bize uzak gelmediğinden, samimiyetini hissettiğimizden kitabı bağrımıza daha da bir basarak ve benimseyerek okuyoruz. Zira bizler her gün kendi hikayelerimizi yaşıyoruz.

İlk öyküsü Gidenler Gidenler'de "Sonra elimi bıraktı. Her şey arnavutkaldırımının üzerine düştü, öyle kaldı. 'Bırak peşimi, eve dön,' dedi. Sesi kırıktı. Bir daha dönmeyeceğini biliyordum." diyor anlatıcı. Sahneyi aktarıyor bize, zihin okuması yaptırıyor ve kim olduğunu henüz bilmediğim iki insanın bu ayrılık sahnesine tanık olurken kalbim ezilmeye başlıyor benim.

Aslında bizi bize anlatıyor Cemal Şakar. En başında da sordum ya yazımın, "Hangimiz kimi zaman giden olmadık ki?" diye. Bu gidenler de bizden. Yaşadığı kötü yerden kurtulmaya çalışan ve ardında annesiyle kardeşini bırakan ancak zamanı gelince dönmek zorunda kalan, bıraktığı her şeyi, sevdiklerini ve eşyayı darmadağın bulan bir abi; dünyanın meşgalesinden, maddeden, insan olmanın özüne uymayan uğraşlardan sıkılan, hiçbir şey değil, sadece ama sadece gitmek isteyen bir adam, bulunduğu ortama, sahip olduklarına, yaşamına yabancılaşan bir fantastik kahraman... Kıymetli şair Bülent Parlak'tan bir başlık seçmemin sebebi de budur. Bu kitap sadece modern insanın kaçma isteğini değil, her daim insanın içinde başgösteren, bir ihtiyaç olan gitme arzusunu anlatıyor bize.

Doksan üç sayfalık incecik, yükte hafif bir kitap... İçine ağır ayrılıklar sığdırmış anlatıcı. Hoşça kal'larınızı ya da güle güle'lerinizi yeniden yaşamak için arka sayfadaki davetin verdiği mesaj kafi: “İçini karartma, beraberce düşünmüş olduk ve bu düşünüş birbirimizi tanımamız içindir."

Feyza Andaş Gönüler
twitter.com/feyzandas

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme