19 Nisan 2012 Perşembe

Nabokov’un gözünden görmek


Vladimir Nabokov’un hemen hemen bütün kitapları hikaye anlatımına dayalı ve bilinçli bir şekilde kurgunun düzensizliğini içerir. Nabakov’un anlatımının sinema diline yatkınlığı ve bazı kitaplarının filme çekilmiş olmasının sebebi de bu. Daha çok "Lolita" ve "Lujin Savunması" kitaplarıyla tanınan yazarın bu eserlerden önce kaleme aldığı "Göz", yazarın daha sonraki sanatının habercisi gibi.

Hikaye başkahramanın çalıştığı ve özel eğitmenlik yaptığı evde, hiç tanımadığı biri tarafından saldırıya uğraması ile başlıyor. Karşılık veremeyecek kadar naif karakterli kahraman, saldırıya uğradığı evden çıkıyor, hafif bir hayat sorgulaması sonunda, intihar etmeye karar veriyor. Ve ediyor ya da etmiyor mu? Karakter ölü bir şekilde kendi hayatını dışardan izlemeye devam etmekte midir, yoksa gerçekten yaşıyor mudur? Yetmişyedi sayfa gibi kısacık bir aralığa yerleştirilmiş bir sorunun belirsizliği sayfalar boyunca akıp gidiyor. Kitaptaki anlatım açısından seçilmiş teknik yenilik detayına da kısaca değinmek gerekiyor. Hikaye birinci ağızdan ve üçüncü ağızdan iki ayrı biçimde art arda geçişerle yazılmış. Ölü mü canlı mı olduğu bilinmeyen bir karakterin gizemini korumak adına kullanılan bu yöntem yazıldığı dönem için büyük bir yenilik. İlginç bir hikaye kurgusu ve hayal gücü. Karşısına oturup bir süre sadece içine içine bakmanızı isteyen bir göz, Nabokov’un "Göz"ü...

"Yine de mutluyum. Evet mutluyum. Yemin ederim, yemin ederim mutluyum. Bu dünyadaki tek mutluluğun gözlemlemek, gözetlemek, izlemek, kendini ve başkalarını irdelemek, büyük biraz camımsı, biraz kanlı kırpışmayan bir göz olmak olduğunu idrak ettim." (Kitabın son sayfasından.)

Özgür Kayım

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme