5 Ocak 2018 Cuma

Geçmişine güvenemeyen hangi kalabalığa güvenebilir?

“Ya her şeyim ya hiçim
Sorma dünya ne biçim
Bir kördüğüm ki içim
Çözdükçe dolanıyor."
- Şevket Rado

Bir şarkı bir kitaba ancak bu kadar uyum sağlayabilirdi. Usta yazar Ayşe Kulin de bu sebeple kitaptaki her bir bölümü bu şarkının mısraları ile başlıklandırmış olmalı.

Fikriyat anlamında Ayşe Kulin’le aynı safta yer almamız mümkün değil. Biz aynı coğrafyada, inandığı değerleri ve siyasi görüşleri bambaşka olan, belki de dünyanın iki uzak ucunda iki bambaşka kadınız. Ama farklı olmak benim için hiçbir zaman başka hayatlara kulak tıkamak, onları görmezden gelmek, ötekileştirmek anlamına gelmedi. Bilakis daha çok merak edip anlamaya çalıştım ve itiraf ediyorum Ayşe Kulin’i bir anlatıcı olarak naçizane çok başarılı buluyor, raflarda yeni bir kitabını görünce almadan edemiyorum.

Bazı kitaplar uzar gider, bazıları bu uzama sürecinde zevk de verebilir okuyucuya ancak Kulin’in kitapları benim için her zaman bir solukta okuduğum, tadının damağımda kaldığı romanlar oldu. Kördüğüm’ü de bu heyecanla alıp ilk sayfasını açtım. Özetle, muhteşemdi! (Eklemek istediğim bir nokta var, Müslüman bir kadın olarak zorla başı örtülen, Ortadoğu’da Işid benzeri bir örgütün eline düşen kadın karakter -ki bu tarz ortalama bir karakter Kulin’in diğer kitaplarında da var, beni rahatsız etmedi desem yalan olur. Bu klişeden tez vakitte vazgeçilmesini diliyorum.) Polisiye romanları çok severim. Ahmet Ümit bu konuda Türk edebiyatına ciddi katkı sağlamış olan bir yazarımız ve benim sanırım okumadığım kitabı kalmadı. Daha az yazan (elbette yine şahane yazan) yazarlarımız olsa da (Barış Uygur gibi) kabul edelim edebi sahamız polisiye roman alanında çok zengin değil. Ayşe Kulin de bu alana Kördüğüm ile göz kırpmış ve çok da iyi yapmış. İlk polisiye denemesi olmasına rağmen ben son derece çarpıcı buldum bu ilk denemesini. Şimdi kısaca kitabın konusuna da değinelim.

Son hatırladığı bir arabanın parlak farları olan, bir kaza sonrasında gözlerini hastanede geçmişi silinmiş bir kadın olarak açan Gizem’in hayatı var ellerimizin arasında. Bir klinikte Gizem. Etrafında bir psikiyatrist, tuhaf bir hasta kız, bir komiser var. Ama geçmişine güvenemeyen hangi kalabalığa güvenebilir ki? O da böyle işte. Kimseye güvenemiyor. Geçmişinde bir karanlık olduğunun farkında ancak bu karanlığı bir türlü aydınlığa kavuşturamıyor. Ta ki bir yere kadar. Geçmişinin iplerini eline alınca da bu karanlığı kiminle paylaşacağının derdine düşüyor ve biz o geçmişi, Gizem’in yaşadıklarını öğrenip tam da burada bir polisiyenin kucağına düşüyoruz.

Bir sevgili… İhanet mi etti yoksa yoksa gerçekten çok mu güvendi?
Bir psikiyatrist… Ona yardım mı etse yoksa beladan uzak mı dursa?
Aile… Her biri başka yerde, sevgi daim ama mesafeler uzak.
Bir anane… Koca bir çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği sırtlayan bir dost gibi.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu problemi sahnesinde ilerleyen kitap son derece akıcı bir üslupla bu şekilde devam ediyor. Her bir sayfada bir sonraki sayfayı merak ederek ilerliyorsunuz, okuyucuyu derine çekiyor, kendinizi Gizem’in yanıbaşında buluyorsunuz.

Sonu nasıl mı bitiyor? Her polisiye gibi elbette bir çözüme kavuşuyor. Ama bu çözüm mutlu bir son mu yoksa acıdan mı ibaret, tavsiyem, siz de okuyup kendi gözlerinizle görün.

Feyza Gönüler
twitter.com/feyzagonuler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder