12 Temmuz 2013 Cuma

Sürgün ülkeden başkentler başkentine gitmek için

İnsanın yazın okuduğu kitaplarla kışın okuduğu kitaplar, duygu yoğunluğu açısından bir olmayabiliyor. İç dünyanızın burada önemi yüksek elbette. Enerjinizin, yoğunluğunuzun, mesai saatlerinizin, SSK priminizin ve ödemelerinizin de. Allah bereket versin... Lakin ramazan dendi mi işler değişiyor. Büyük şehre ve strese darbeyi vuruyor ramazan. Ağzının payını veriyor her türlü duygusuzluğun, adaletsizliğin ve vicdansızlığın. Çünkü bu üçüne çağırıyor ramazan. Duyguya, adalete ve vicdana. Yani şiire.

Sezai Karakoç'un 1960-1975 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşan "Zamana Adanmış Sözler"i hakkında şunu fark ettim ki, ramazanda okununca mânen daha fazla tesir ediyor.

Her şiirde çok güçlü bir ana temanın dışında çok iyi hazırlanmış bir tiyatro oyunu dönüyor okuyanın zihninde. Üstâdın şiirlerindeki en müthiş özellik için bunu hiç korkmadan söyleyebilirim.

Mesela "Masal" şiirini okurken batının medeniyet adına doğuya neler yaptığını saniye saniye izliyor gibisiniz.

"Batılılar!
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben."


Çok açık söylemek gerekir, yukarıdaki dizeleri Amin Maalouf'a gönül vermiş kimseler anlayamaz. Oryantalizmin göçtüğü yerdir şiir. Oryantalistin siper aldığı yerdir şiir. Maalouf umarım Sezai Karakoç okumuştur. Belki de okur, belli mi olur... "Çocukluğumuz" şiiri, bir çok kitapta anlatılamayanı anlatmıştır. Okudukça önce hayret gelir, peşinden nefaset:

"Annemin bana öğrettiği ilk kelime
Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi."

Şimdiye dek "Ses" adına sahip kaç şiir okudum bilmiyorum ama Melih Cevdet Anday'ınki zihnimdeydi hep. Onun dışında Behçet Necatigil, İlhan Berk, Necip Fazıl Kısakürek ve Charles Beadulaire'in de "Ses" adlı şiirlerini bir kenara yazmış, ezberimde tutmaya gayret etmiştim. Ta ki Sezai Karakoç'un "Ses"ini duyana kadar... Bir vahyin gelişi, böyle anlatılmamıştı:

"Kutup soğuğu gelip dolandı çevremde
Ekvator sıcaklarından yandı yüreğim
Kelimeleri ararken devrildi Roma'nın sütunları
Ama melek vazgeçmedi: "Oku Rabbinin adıyla"

Ramazan ayı elbette oruç ayı. Orucun insana kazandırdıklarını, "İnsan ve Oruç" şiirinden bir dörtlükle şöyle izah ediyor büyük şairimiz:

"İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden."


Ve elbette Sezai Karakoç severlerin diline doladığı, ezberinden eksik etmediği o muhteşem şiir, "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" üzerine de yazmak gerekir. Bu şiir bir naattır ve Türkçemizde okunabilecek en güzel naatlardandır. Dört bölümden oluşan şiirin en çok dördüncü bölümü akıllarda yer etmiştir. Dördüncü bölümün sonunu buraya alırken heyecanlanıyor, aynı zamanda bu şiirin yine dördüncü bölümünü sahibinin sesinden dinlemek üzere şuraya tıklamanızı öneriyorum.

"Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk cellâdından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kadar deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgünümü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim."

Başkentler başkentinden, boğazda düğümlenmiş selâmlar olsun büyük şaire...

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder