7 Kasım 2019 Perşembe

Gönül yolculuğu yalnız başlar

"Yalnızlık bakımlı otlar arasında / kendiliğinden açan çiçek" diyor Gülten Akın bir şiirinde. O çiçeğin adı hudâyinâbit olsa gerek; kendiliğinden biten, kendi kendine yetişen. Ama bunun yanında herhalde kendini koruyabilen sıfatını da eklemek gerekir. Peki insan kendini yetiştirmek ve kendini korumak için neler yapabilir? Bu sorunun tek bir cevabı var: yalnız kalmak, kalabilmek.

İnsanın kendi isteğiyle ve düşüncelerini toplamak, duygularını tazelemek, tutkularına (hobilerine) gömülmek, meşgaleleriyle ilgilenmek için şart olan yalnızlığa dair ilk 'kurucu' metinlerime Dostoyevski ile başlamıştım. Budala, Yeraltından Notlar, İnsancıklar bilhassa yalnızlığın önemini en sert biçimde nakşetmişti zihnime. Karamazov Kardeşler, Suç ve CezaÖlü Bir Evden Hatıralar ise çevre faktörünü tüm boyutlarıyla (siyasi, ekonomik, ruh) işlerken yalnızlığı öne çıkaran metinlerdi. Sonraları, psikoloji okumalarına başladığımda, Zweig'ın neden "Dostoyevski bilinçdışının yeraltı dünyasına doktorlardan, hukukçulardan, suç uzmanlarından ve psikopatlardan daha derin bir şekilde sokulmuştur" dediğini anladım. Keza başka bir yerde de onun için "psikologların psikoloğu" der. Freud'un da "Dostoyevski olmasaydı psikanaliz biraz daha beklemek zorunda kalacaktı" dediği söylenir. Kısacası insan, kendiyle olan o hiç bitmeyecek kavgasında yalnızlığın nerede durduğunu Dostoyevski'den okursa, hayatında diğer başka şeylerden haberdar olmanın kapısını aralayabilir. Bu bahsi Cemal Süreya'nın sözleriyle noktalayıp yalnızlığın ne olup ne olmadığını önemli düşünürler eşliğinde didikleyen kitap hakkında konuşmaya geçebiliriz. Şöyle anlatıyor kendini Süreya: "1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski okudum. O gün bu gün huzurum yoktur. Biyografim bu kadar."

Olivier Remaud; kozmopolitizm, tarih düşüncesi, çevre ve doğa tasarımları siyasetleri üzerine çalışan bir felsefeci. Dünyaya dair bilgilerimizi nasıl temellendirdiğimizi ararken dil, felsefe ve tarih disiplinlerinden yararlanıyor. Humboldt ödülü de dahil olmak üzere birçok ödül kazanmış. Gönüllü Yalnızlık adlı eseri Kıraathane Kitapları'ndan Esra Özdoğan çevirisiyle neşredildi. Meşhur 'gönüllü yalnızlar'dan Henry David Thoreau'nun Walden'inden şu cümlelerle açılıyor: "Evimde üç iskemle vardı: Biri yalnızlık için, ikisi dostluk için, üçü toplum için."

İnsanların neden yalnız kalmayı istediklerine dair o cevabı bol olan soruya en önemli cevaplardan birini vererek başlıyor yazar. "Yalnızlık arzusunun en sıradan biçimi mahremiyet arayışıdır" diyor. İnsan neden mahremiyet arar ve nasıl bulur sorusu da burada anlam kazanıyor: "Mahremiyet arayışı kökenlerini manevi bir gelenekte bulur... Birçok eskiçağ filozofu ya da mistik için, ruhun iç söyleşisi kendine yeterliğin bir kanıtıdır... "Kendine yetebilmeyi" hedeflerler daha çok... Kendini tanıma yolunda ilerlerler... Tutkularının efendisi olmak için yoldaşlıktan vazgeçer... Kendine yeterlik tüm bilgeliklerde mutluluğun anahtarıdır."

Hayatın hayhuyu, her zaman konuşabilecek ve dinlenebilecek insanları bulamayış, düşünce dünyasının sınırsız kapılarını zorlamak, tutkulara zaman ayırmak ve daha güzel bir yaşamın nasıl oluşturulabileceğine mütevazi ya da gayet ciddi katkılar sunmak için yalnızlık elzemdir kimilerine göre. Bu sebeple kendilerine bir kulübe inşa edeni de vardır, tası tarağı toplayıp hiç bilmediği coğrafyalara seyahat edenler de. Fakat bunları yaparken de mutlaka toplumla kesişmek ve hatta onlarla iç içe yaşamak durumunda kalabilirler. Nitekim Henry David Thoreau, inşa ettiği kulübesinde akşama kadar tek başına olsa da 'vakit tamam' olduğunda köyün sakinleriyle bir araya gelirdi. Hatta kulübesine ve köye bazı ünlü yazar dostlarının geldiği de söylenir. Bu anlamda Thoreau 'yüzde yüz' yalnızlığı seçmemiştir. Topluma olan ihtiyacının farkındadır.

İki türlü yolcudan bahsediyor Remaud. İlki toplumdan kaçanlar. Yani işsizlikten, şiddetten, stresten, üzüntüden, sıkıntıdan kaçmak için pılını pırtını toplayanlar. İkinci tür yolcular ise maceraperest tabir edilen tipte insanlar. Uzun yolculukları severler, çoğu zaman başladıkları yere dönmezler, yeni insanlar tanımaya meraklıdırlar ve doğadan gelecek her berekete ellerini açarlar. "Hakiki mutluluk ancak paylaşıldığında vardır" sözünü benimserler. Elbette farklı türde yolcular da mevcuttur. Kitaba da adını veren 'gönüllü' olma durumu burada önemli bir yerde duruyor. Bir şeyler sıkıştırdığı için de kaçılabilir ama sahiden bilerek ve isteyerek gitmek, bir amaç uğruna yola çıkmak çağlar boyunca bilhassa sanatla uğraşanların tercihi olmuştur. Sadece sanatçıların mı? Elbette değil. Amerikalı pilot Richard Byrd, 1934 yılında 'kutup karanlığında, görecek hiçbir şeyin olmadığı' Bolling üssünde kalmasına neden olan 'fikri' ve 'kararı' şöyle açıklıyor: "Hepimiz ters rüzgârların oyuncağıyız. Bu girdapta, düşünen bir insan sürekli amaçlarını sorgular ve rahatsız edilmeden düşünebileceği, kendi bilançosunu çıkarabileceği bir dinlencenin hayalini kurar. Belki herkesin hissettiği o kendisiyle baş başa kalma ihtiyacını abartıyorumdur; ama sanmıyorum."

İnsan yalnız kalmanın tadına bir kez vardığında, başka hiçbir şey onu tatmin edemez. Zamanı ve mekânı dilediği gibi ama en önemlisi de azami faydayla değerlendirdiğinde, 'kendisine en yakın' anın yalnız kaldığı anlar olduğunu da öğrenmiş olur. Ne zaman daralsa, sıkışsa, yozlaştığını hissetse o anlara geri dönmek ister ama yazarın gayet haklı ifadesiyle "bağımsızlık arayışının bedeli ağırdır" ve bu bedel için insanın kendisini maddi-manevi hazırlaması gerekir. Bir şeylerden fedakârlık etmek, vazgeçmek hiç de kolay değildir. Özellikle de alışkanlıkları, hele ki puta dönüşen kimi tutkular insanın elini ayağını zincirler çoğu kez. Ancak yalnız kalınan zamanlardaki, kişinin kendiyle başlattığı o 'gönül birlikteliği' birçok şeyi göze almak için yakıt görevi görür. Yine yazarın ifadesiyle "Gönül yolculuğu tersine bir yolculuktur, rakım yükseldikçe insan kendi derin çukurlarına iner."

Yalnızlıktan bahsedip de Rilke'den söz açmamak mümkün mü? Olivier Remaud, Rilke'nin betimlediği 'büyük içsel yalnızlık' meselesinde çocukluk döneminin önemli bir payı olduğunu hatırlatıyor. Çocuk, manevi inziva arayışından esinlenmeye başladığında dünyayı ayrıntılara boğulmadan anlamlandırmaya çabalıyor. Sürekli yargılama yapmaktansa doğayla geçilen etkileşim hiçbir şeyin tam olarak anlaşılması mümkün olmayan o döneme yücelik katıyor. Genç Bir Şaire Mektuplar'da şöyle betimliyor Rilke: "Zorunlu olan tek şey var: Yalnızlık. Büyük içsel yalnızlık. Kendi içinde yol almak, saatlerce kimseyle karşılaşmamak, erişilmesi gereken nokta bu. Yetişkinler koşuşturup dururken, onların çocuğun gözüne büyük, ve büyük ilgilendiği için de önemli görünen meselelerle uğraşırken ve çocuk onların ne yaptığını hiç mi hiç anlamazken yalnız kalan çocuk gibi yalnız olmak."

Gönüllü Yalnızlık, şu bölümler eşliğinde ilerliyor: Kaçmak mı Kaçmamak mı?, İçsel Yalnızlık, Toplumun Muğlaklığı, Köşeye Çekilmek, Yalnız Kalmanın Yolları, Doğaya İnanmak, Yalnız ve Beraber, İrade Olarak Dünya, Kulübe Okulu ve sonuç olarak Yalnızlığın Gücü. Olivier Remaud ne mutlak bir yalnızlığın ne de sürekli kalabalıklar içinde yaşamanın mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyor. İkisine de ihtiyaç var. Sadece terazide yalnızlık daha ağır geliyor. Çünkü dünya fazlasıyla zorlaşıyor. Çünkü insan kirleniyor. Çünkü çevre yok oluyor. Bunca kötülük içinde sürüklenmektense bir yere kapanmak ama kapanırken de yaşamdan verim almak için çareler geliştirmek gerekiyor. Gönüllü Yalnızlık bir çare listesi sunmuyor çünkü kişisel gelişim kitabı değil. Ruhu esas aldığı için düşünceye odaklanıyor. Orta bir yol bulmaya çalışıyor. Bunun için de Seneca'nın yaşamı nasıl iyi idare edebileceğini sorgulayan paragraflarıyla nihayete eriyor:

"Yalnızlık ve toplum birbirini oluşturmalı ve birbirinin arkasından gelmelidir. Yalnızlık bize insanlarla, toplumla görüşme arzusunu, kendimizle görüşme arzusunu verecek ve herkes birbirinin panzehiri olacaktır, yalnızlık kalabalık korkumuzu iyileştirecek, kalabalıklar da yalnızlık sıkıntısından kurtulacaktır... Gevşeme ve gevşeklik arasında büyük bir fark vardır. Yasaları koyanlar bayram günlerini insanlar topluca bir araya gelip eğlensinler diye belirlemişlerdir; onlara göre böyle günler çalışma saatleriyle uyumlu, vazgeçilmez bir ölçüdür... Ruhun yeniden güç kazanması ve serbest alanda, açık havada yükselmesi için kırda gezintiler yapmak gerekir."

Ovidius, "kendini iyi saklayan iyi yaşar" diyor. Cioran da "meçhul olmayı sev" diyor. Yalnızlıktaki hikmete kavuşmak bu 'iş'e ne kadar gönüllü olunduğuyla ve ödenecek bedelle alakalı belki de. Kitap en çok bunu hatırlatıyor.

Yağız Gönüler
twitter.com/ekmekvemushaf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder