25 Kasım 2019 Pazartesi

Gerçeğin sert tokadı: Rumeli'de bizden ne kaldı?

Dünyanın son büyük imparatorluğu Osmanlı’nın egemenliği altına almış olduğu ve yıkılışıyla birlikte kaybettiği topraklarda sorunlar hiçbir zaman bitmiyor. Değişimler, dönüşümler, savaşlar, iç mücadeleler, yıkımlar, yeniden yapılanmalar… durmaksızın devam ediyor. Bu topraklardan biri de Rumeli. Balkan yarımadası ve bu bölgeyi içine alan eyalete Osmanlı tarafından Rumeli denmişti. Daha önce Bizans egemenliğinde olan, Türkler tarafından fethedilen buralara aynı zamanda suyun öte yanı da denilmektedir. Rumeli’deki hem hıristiyan hem müslüman/türklerin sorunları, sıkıntıları tüm güncelliğiyle hissedilmekte. Ayrıca buradalardaki Türklerin Türkiye ile ilişkileri, Türkiye’nin bölgeye yönelik siyaseti önem arzeden bir konu.

Aslında dünyanın son emperyal imparatorluğu Osmanlı’nın bölgeden çekilişinin etkileri hâlen bütün canlılığıyla gündemde. Buradaki emperyal kavramını klasik emperyalist devlet anlamında kullanmıyoruz. Emperyal gücü ve etkiyi ifade eden bir kavram. Yani Osmanlı sonrası hesap kitap kapanmış değil.

Emekli bir asker ve akademisyen olan Hasip Saygılı Bey’in "Rumeli’de Bizden Ne Kaldı?" adlı eseri, Rumeli ile ilgili derin meseleleri çok boyutlu bir açıdan dile getiriyor. Kitabı öneli kılan en büyük noktalardan biri Saygılı’nın Rumeli’de iki yıl civarında Kurmay Subay olarak görev yapmış olması. Metinler masa başında akademik dille yazılmamış. Oradaki yaşananlara şahitlik eden bir vicdanın satırlara yansıması sözkonusu.

Osmanlı, Rumeli deyince söylenenlere genelde acaip bir hamaset eşlik eder. Duygusallık, hamaset gerçekleri görmeyi zorlaştırır. Hatıraların, kahramanlık hikâyelerinin coşkusuyla olan biten gözlerden kaybolur gider. Hasip Saygılı bu handikapa düşmeden meseleleri yorumluyor. Ne yazıkki bölge konusunda ciddi politik ve kültürel projeler gerçekleştirilmiş değil. Ordaki Türkler dillerini ve kültürlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Kültürel faaliyetler göstermelik. Hasip Bey bu durumu kitabında dile getiriyor. “Yoğun hamaset söylemlerine rağmen oydaşlarımızın günbegün nüfus, eğitim ve kültür bakımından erimekte olduklarını kitapta hemen her fırsatta örnekledim. Zira hastalığın nerlere kadar sirayet ettiği görülmeden tedavisinin imkânsız olduğu açıktır. Bugüne kadar sürdürülen problemlerimizin giderilmesine hizmet etmeyen sadece muhatapların hoşuna gidecek söylemlerin çıkar yol olmadığını düşünüyorum.” (sf. 11)

Evet, Rumeli’yi turistik gezi alanı olarak gören, nerede güzel yemek var onun reklemını yapan bir anlayış meseleleri göremez. En basit tarih bilincinden yoksun, bölgeyi tanımayan insanlarla Rumeli ve Türkiye arasında kavi bağlar kurulamaz. Hasip Bey’in de kitapta vurguladığı gibi Osmanlı Anadolu’ya yapmadığı mimarı eserleri buralara yapmıştır. Köprü, han, hamam, kervansaray, çeşme, türbe, camii… Yalnınz bugünlerde bu eserler yıkıma, yokolmaya bırakılmıştır. Bölgedeki koyu Hıristiyan taassup tarihi değere sahip mimari açıdan da muhteşem bu eserleri kökünden kazıyıp atmaktadır.

Hasip Saygılı, Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanı olarak görev yapması dolayısıyla kitabında ağırlıklı olarak Kosova’yı ele alıyor. Makedonya, Batı Trakya, Bulgaristan ve Sırbistan gezilerinde ve buralarda aldığı notlarda gözlemlediği problemlerin aslında hep biribirinin benzeri olduğunu söylüyor. ‘Kosova Türklerinde Türkiye Algısı’ başlıklı makalesi öneml tespitler içeriyor. Balkan Harbi bozgunuyla Rumeli’den göçlerin buradaki Türk varlığını zedelediğini belirtiyor. Türkiye’ye göçler dolayısıyla Kosova’nın birçok şehrinde Türklerin varlığının tamamen silindiğini, 1999 yılından bu tarafa Türkiye’nin buralarda yoğun varlık gösterdiğini ama Türk Dış Politikasının Kosovalı Türkler açısından başarılı sonuçlar doğurmadığını söylüyor. Kosovalı Türklerin ülkenin diğer vatandaşları arasında iş hayatı, eğitim, siyasi nüfuz alanlarında göze görünü bir performaslarının olmadığını belirtiyor. Ne acıdır ki siyasi mücadele denilince, Kosova Türklerinin birbirini mahfeden, ahlaki norm tanımayan, şahsi ve ailevi çıkar çevresinde şekillenen ilkesiz, kısa vadeli bir mücadelenin varlığından bahsediliyor. Yürütülen siyasi mücadele parti yönetimine girmek, ön sıralardan aday olarak isim duyurmak, siyasi bir etikete sahip olarak Türkiye ve Kosova yetkililerinin kendilerini muhtap alması olarak gerçekleşiyor. “Bu durum parti KDTP (Kosova Demokratik Türk Partisi) ön saflarına çıkma mücadelesinin Türk toplumunun sosyo-kültürel seviyesini düzeltme ve yükseltme hedefinden ziyade partinin üst yöneticilerine Türkiye’den sağlanan itibar ve kolaylıklara erişim için vasıta olarak görüldüğü algısını güçlendirir.” (sf. 56)

235 sayfadan oluşan kitap fotoğraflarla ve konuyla ilgili gazete yazılarıyla da zenginleştirilmiş. Anıların ve tarihi hatıraların kitapta yer alması da ayrıca önem arzediyor. 1999 yılında Prizren’de sırplar tarafından bütün ezanların susturulmasına rağmen Katip Sinan Camisi müezzini Hacı Adnan Nurko’nun her şeyi göze alarak ezan okuması, Prizren’deki Melami Tekkesi'nin şeyhinin kahramanlıkları, 500 yıl önce bölgeye giden şair, öğretmen ve kadı Suzi Çelebi’nin kabrinin tanzim edilmesi, Mareşal Mehmet Ali Paşa’nın hatırlatılması, “baş vererim bir taş vermen” diyen Saraybosnalıların hikâyeleri, Gazi Hüsrev Bey’in yadedilmesi kitaptaki bazı konulardan.

Kitapta dikkatimi çeken bir yer de "91 Yıl Gecikmiş Bir Terhis Merasimi" adlı makale oldu. Burada Hasip Bey, Kosova’da görev yaparken kendisine getirilen bir metinle ilgili olayı anlatıyor: "Prizren’in Kule Köyünden 1891 doğumlu Nazif Oğlu Hamdi, 4 Şubat 1917 günü Prizren Askerlik Şubesince askere alınmış… 15. Fırka, 56. Alay, 1. Tabur, 4. Makineli Tüfek Bölüğünde numara eri olarak Galiçya ve Bakü’de muharebelere katılmış ve 19 Aralık 1918 günü 9. Ordu’nun emriyle terhis edilmiş…”. Bunu okuyan Hasip Saygılı mütevazi bir törenle 91 yıl sonra Er Hamdi’nin terhis törenini gerçekleştirmek için hazırlığa başlar. Çeşitli yazışmalardan sonra, Prizren’deki Murat Paşa Kışlası'nda beşyüz civarında soydaş ve dindarın huzurunda çeşitli ikramlarla ve muharrem ayı olması dolayısıyla aşure ikram edilerek tören yapılır.

"Keşiş Ksenofont ve Sultan Murat Kışlası", "Prizren’de Bir Melami Tekkesi", "Gilan’dan Prizren’e Mektup", "Tekke’de Beste ve Derlemeler", "Kosova’da Bayrağımız Niye Çiğnenir", "Üsküp’ten Ohri’ye: Derd-ü Gam Bize Aşina Düştü", "Rumeli Türklüğünü Göçler Bitirdi", kitabın önemli ve dikkatle okunması gereken makalelerinden.

Gezi notları, söyleşiler, fotoğraflar ve tarihi belgelerle zenginleştirilen kitapta, oralarda askeri görevle bulunmuş Hasip Saygılı’nın aynı zamanda bir feryadı olarak okunabilir. Milli hamaseti köpürtmeden, bazen acı tespitleri dolayısıyla sert eleştirilere muhatap olsa da gerçekleri söylemek ve yazmaktan geri durmayan cesur bir zihnin bölgeye dair tespit ve tavsiyeleri… Bosna Hersek’i, Kosova’yı turistik bir metaya gören sakat mantığımıza tarihi gerçeklerin sert tokadı… Balkanları Saraybosna Başçarşı’da Boşnak Böreği yemek ve kahve içmekten ibaret gören aymazlığa karşı neleri kaybettiğimizin ve kaybediyor olduğumuzun derin muhasebesi…

Biz Türkler etrafımızda olup bitenleri aklı selimle değerlendirmekten, bir irade sergilemekten, dünyaya karşı bir duruştan uzağız. Rüzgarın önündeki yaprak misali gelişmeler nereye sürklerse oraya savruluyoruz. Kitabı okurken bölgedeki Hıristiyanların, Sırpların ve daha başka unsurların bize karşı kin ve öfkelerinin dipdiri olduğunu görüyoruz. Özellikle Hasip Saygılı’nın mektuplaştığı Keşiş Ksenofont’un satırlarından bu kinin nasıl yaşatıldığını hissediyoruz. Buna karşın bölgedeki Türkler olsun Türkiye olsun biz olayın ciddiyetinin farkına varabilmiş değiliz. En iyi yaptığımız kaybetmek ve sonrasında yakınmak. Yitirdiklerimizin arkasından çok güzel ağlayıp feryad ediyoruz. Tehlike geliyorum diyor ama görmek istemiyoruz. Bu sebepten tarih bizim için hep tekerrür ediyor. Yılan deliğinden bir kez değil binlerce kez ısırılıyoruz. Buradan herkesle kavga edelim, kimseyle diyalog kurmayalım anlamı çıkmasın. Dünyayla sürekli irtibat halinde olalım, çevremizden uzak kalmayalım ama bir ilkemiz, idealimiz, bir siyasetimiz olsun. Bir ileri iki geri yürümeyelim.

Kitabın yazarı Hasip Saygılı ve yayınevi İlgi Kültür Sanat'a teşekkür ediyoruz. Bize okuyup, değerlendirme, ders alma fırsatı sunan kitap dolayısıyla…

Muaz Ergü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder