28 Aralık 2018 Cuma

Kültürel yalanlarla arası iyi olmayanlara

Kadınların tamamını kendine ayıran, büyüyen oğlunu ihraç eden babayı toplanıp öldüren oğlanlar cesedi yemiş. Bu metaforik tüketme ile gücünü ve kimliğini de edinmiş. Ölümünden sonra özlem, sevgi, pişmanlık zamana yayıldıkça aşırı övgülere dönüşmüş. Kör ölmüş şehla olmuş. Tanrı doğmuş. “Temelde,” diye bağlar Sigmund Freud, “Tanrı yüceltilmiş bir babadan başka bir şey değildir.

Tanrı’nın psikolojik ihtiyacı karşılamak için insan tarafından yaratılması durumu yine aynı ihtiyacı temel alan ters bir okumada; bunun, psikolojik ihtiyacı insan fıtratı ile beraber yaratan tarafından içimize üflenene karşılık geldiğini de ispatlar pek tabi.

Ama derdimiz Freud’u çürütmek değil ondan faydalanmak olmalı! Ve inancın kökenine ilişkin ilk kapsamlı bilgiyi ortaya koyan Sigmund Freud’un 1913 yılında yayımladığı Totem ve Tabu adlı bu eserini de daha çok antropolojik bir inceleme olarak değerlendirmeliyiz.

Zira, “kitle” okuması yapıp, ışığından aydınlanabileceğimiz satırları almadan, “sapık” ya da “dinsiz” gibi bir yargı ile ötelenemeyecek kadar kıymetlidir Freud.

Ayrıca kitabı antropoloji tarihi içinde değerlendirirken, kültürel antropoloji kıyaslamasına girmek, 1913’te yazılmış bir kitap için kronolojik bir cehalet olur. Kendisine kadar olan saha çalışmaları ile değerlendirilmeli ki kendisine kadar olan antropologların görüşlerini karşı argümanları ile beraber kendi fikrini dikte etmeden bilimsel bir tavır ile kullanmıştır. Morgan, Westermarek, Spencer, Darwin, bunlardan bazılarıdır.

"Totemizmin teorik açıklanışı konusunda fikir ayrılıkları bulunduğu gibi, bunu meydana getiren olayları (…) genel hükümler halinde ifade etmenin asla mümkün olmadığı da söylenebilir. Hiç bir yorum yoktur ki, bir takım istisnalara ve itirazlara yol açmasın. Ama şunu unutmamak gerekir ki, en ilkel ve en tutucu kavimler bile, belli bir anlamda, eski ve arkalarında uzun bir geçmiş bulunan kavimlerdir ve bu uzun geçmiş esnasında, onlarda ilkel olan şey büyük ölçüde gelişmeye ve bozulmaya uğramıştır. Nitekim bugün bile kendilerinde totemizme rastladığımız kavimlerde, bu totemizm son derece çeşitli bir dağılış, parçalanış ve başka sosyal ve dinsel kurumlara geçiş halinde bulunur ya da durağan şekiller altında bulunsa bile, ilkel halinden büyük ölçüde ayrılmış durumdadır. Bu nedenle, şimdiki durum içinde neyin canlı bir geçmişin sadık bir imajını temsil edip, neyin bu geçmişin ikincil bir deformasyonundan ibaret olduğunu söylemek kolay bir iş değildir." diyebilmek için zihin platolarında ferahlık şarttır…

Pek tabii totem, tabu, ensest, egzogami, büyü, sihir gibi konuları barındıran eser bir psikanaliste ait değilmiş gibi geliyor. Fakat burada "büyü/sihir/cin gibi kavramların ya da bir topluluktaki ‘krala dokunmama tabusu’ gibi tabu davranışların, aslen zihinde kurulan ilişkilere gerçek muamelesi etmekten ileri geldiğini; hayal edilen ilişkilenmelere gerçeklik atfetmekten ibaret olduğunu" dert edinirken asıl aydınlatmak istediği; hala bu özellikleri barındırarak yaşayan insan topluluklarına dikkat çekmektir. İlkel insanı anlamak için 1900’lerin başında Afrika’ya bakmayı tavsiye eder. Yaşayan bir örneklem sunar.

Bu konuya eğiliminde şunu bilerek ilerlemek gerekir ki; kimsenin totemi büyüsü derdinde değil Freud.

Bir bilim insanı bakışı ile yetişkin insanın ilkel formu olan çocukla; uygarlığın ilkel formu olan ilkel topluluklar arasında enfes bir analoji kuruyor.

Çocuktaki anlamsız inançları, ilkel toplulukların inançlarına benzetiyor.

Nevroz, büyüyememiş bir çocuk!

Nevrozdaki akıl yanılsamaları ilkel insanın tabuları oluyor böylece.

Ama!

Ama çocuk büyürken yok olan totemlere karşılık; klandaki, sebebi açıklanamayan ensest yasağının modern topluluklarda da sürdüğünü fark ettiğinde, cinselliği, nevroz yanılgıların başrol oyuncusu yapıyor. Bugün ensest konusunda şairlerin yüzyıllardır biriken özlem ve övgüleri de belki bu değişmeyen yasağa verilmiş tepki olarak algılanmalıdır.

Bu geçiş ve sebep-sonuç ilişkisi çok değerli bir izlektir!

Freud, Nietzsche'nin Platon'dan bu yana gelen felsefedeki ahlakçı putları yıkması gibi; cinsellik mefhumunun etrafındaki putları yıkmış ve onu bir araştırma nesnesi haline getirebilmiştir.

Totem ve Tabu, fikir belirtmez. Nietzsche'nin “Ahlakın Soykütüğü Üzerine” eserinde ahlakı kökenbilim araştırmasına tabi tutması gibi; cinselliğin, kökenbilim araştırmasına tabi tutulduğu, bu konuda milat sayılabilecek eserdir.

Bu yüzden, "Freud bu, işi gücü cinsellik” deyip, okudukları üç yazar ile bilim tarihini çürütmeye çalışanlara şunu hatırlatmakta da fayda var; Freud'un libido kuramını cinsellik üzerinden temellendirdiği doğrudur. Fakat canı öyle istediği için bunu yapmamıştır, görüldüğü üzere kaçınılmaz sonuçlar onu kuramını bu şekilde biçimlendirmeye itmiştir. Yani “insan ırkının işi gücü” her ne ise ortaya çıkan odur. Mesnevi’de de bulursunuz bunu, Kuran’da da, Tevrat’ta da, Das Capital’de de, “aşk”ta da… Görülen o ki; kutsalınız her ne olursa olsun, alanı “insan”ı içeriyorsa, “üremek” motivasyonu bu içeriğin yön oklarını oluşturmaktadır.

Kültürel yalanlarla arası iyi olmayanların pek seveceğini düşündüğüm bu kitabı geride bırakıp, Freud çağından Jung’a yükselmek gibi bir özlemim benim de var! Ama bu; “bir, iki, üç, zıpla!” demekle olmuyor maalesef! Mesela, Nakşî Şeyh’i olan, 86’da ABD’nin uzaya yolladığı Challenger uzay mekiğinin cıvatalarını gevşettiklerini iddia eden adam(lar) tımarhaneye atılmazken; totemi kutsanıp, tabusu makbul görülürken; eğitim bakanının Ziya Selçuk olması ile isminden mülhem aydınlanacağız zannedenlerin beklentileri, üzülerek söylüyorum ki beyhudedir!

Mavi Çınar
the.blue.gaia@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder