23 Mayıs 2017 Salı

Sayılarla var olan bir aşk hikâyesi

Teknoloji hızla ilerliyor. Teknolojik aletler her geçen gün ufalıyor ve daha da fazla işlevi gerçekleştirme becerisine sahip oluyor. Bu değişimi ve hızı takip etmek çoğu zaman güçleşiyor. Geçmişte bilimkurgu romanlarında, distopyalarda okuduğumuz, hem şaşkınlık hem de tedirginlik hissettiren teknolojik ürünlerin birçoğunu bugün kullanır durumdayız.

Son birkaç yıldır gündemdeki en heyecan uyandıran teknolojik konulardan biri yapay zekâ. İnsanoğlunun uzaylı istilasından sonra en büyük kâbusu, yapay zekânın dünyayı ve insanları ele geçirmesi. Şimdilik uzak bir olası senaryo gibi görünse de teknolojideki hızlı ilerlemeye bağlı olarak, çeşitli iradi kararların sahibi olan yapay zekânın hayatımızda yer alması beklediğimizden de kısa sürebilir. Zekâyla birlikte duygular da işin içine karıştığında neler olacağını kestirebiliyor muyuz? İnternetteki sosyal medya uygulamalarından ve çöpçatanlık sitelerinden doğan aşklara ve hikâyeleri alıştık. Peki, bedeni olmayan bir algoritmayla duygusal ilişki geliştirme döneminin kıyısındaysak? Sahibinin ihtiyacı olan her şeyi (bilgi, ilgi, başarı vs.) sunan bir robotun platonik aşka düşmesinin hikâyesine de alışabilecek miyiz?

Eric Sadin, Yarının Aşkı isimli romanında, sahibi hakkında her türlü bilgiye erişebilen (duyguları, düşünceleri, gündelik işleri vb. birçok başlık sayabiliriz) bir robotu ana kahraman olarak karşımıza çıkarıyor ve 24 saatlik bir zaman dilimini bu robotun gözünden okuma fırsatına sahip oluyoruz. Fransız yazar ve filozof Eric Sadin, teknolojinin küresel sistemler üzerindeki etkileri ve gündelik yaşam üzerindeki etkileri üzerine yürüttüğü araştırmalarıyla da tanınıyor. Dolayısıyla, romanın satır aralarında, okuru araştırmaya ve konuyla ilgili derinleşmeye iten detaylar var.

Yarının Aşkı’nın konusundaki heyecanı, kitabın üslubunda yakalamak zaman zaman zor oluyor. Romanda, bir nano-robotun hizmetinde olduğu kişiye aşık olmasının sıra dışılığına vurgu yapan ve okuru sürükleyen akıştan koptuğumuz bölümler var. Bunun nedeninin, Sadin’in konu hakkındaki akademik ve profesyonel bilgisinin, yazara, kurgudan ziyade rasyonel bir zeminde ilerleme kararı aldırması olduğunu düşünüyorum.

Romanda dikkatimi çeken ve en vurucu olduğunu düşündüğüm şey, sahibine hizmetin sınırlarını zorlayan nano-robotun ufak bir hatası nedeniyle varlığının sonlandırılması, yani “güncellenmesi” detayıydı. Sahibine verdiği hizmetteki ufak bir hata, platonik aşka düşen nano-robotu “güncelleme” istemeye zorluyor. İşler planlandığı gibi gitmiyor, hata yapan bir robotun mükemmelleşmeye iman edilen bir dünyada varlığını sürdürebilmesi kabul edilir gibi değil.

"İnsan ömrüyle karşılaştırıldığında kısa olan yazgım ortalama olarak 6 ila 8 ay biçilen yaşam sürem her bir yeni sürüm ile birlikte sürekli eksiliyor." [sf. 73]

Kusurluluğuna rağmen hizmet verdiği kişiye aşık olduğu için dünyadaki varlık zamanı azalsa da beslediği aşkı bitkinlik içinde artıyor.

Günümüz dünyasındaki “mükemmele övgü” sevdasına bir eleştiri olarak okunabilecek bu detay, dünyanın artık bizi kusurlarımızla kabul edebilecek bir yer olmadığının altını çiziyor. Bu yeni dünyada tek hedef var: herkesin ve her şeyim mükemmel olması. Tesadüfe, hesapsızlığa, aniden başlayan yağmurun altında ıslanıp sırılsıklam olduktan sonra halimize gülebilmeye yer yok. Bunun yerine, “güne ışıldayan bir yüzle başlama operasyonunu başarıyla tamamlayan” teknolojilerin hayaliyle yaşıyoruz.

Sahi, bizim raf ömrümüz de hızlı tükenmeye başlamadı mı? Yaşlılık belirtilerimizi saklayamaz duruma geldiğimizde, sabahlara kadar süren mesailer sonrası hastanenin yolunu tutmaya başladığımızda, tüketme çılgınlığının anlamsızlığını keşfettiğimizde birileri bizi de “güncelleme”ye çalışmıyor mu? Daha iyisini yapamadığımız için (daha iyisi, sistemin belirlediği “daha iyi”yi işaret ediyor), daha mükemmel görünemediğimiz için, daha çok şeye sahip olamadığımız için şikâyet etmediğimiz günlerin sayısı ne kadar?

Okurları, teknolojinin hayatımızdaki işgaliyesi ve kanıksadığımız dünya sistemiyle ilgili sorular sorduracak ve ürkütücü cevaplar bulduracak çarpıcı bir okuma yolcuğunu bekliyor.

Özge Uysal
twitter.com/ozgelerinuysal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder