17 Mart 2017 Cuma

Başkaldırı, yalnızlığı ve endişeyi çözer

Kitabın içeriğine geçmeden önce yazar hakkında ufak bilgi vermek kitaba ışık tutacak ve fikirlerini okuma-anlama noktasında kolaylık sağlayacaktır; Amerikalı Psikolog Rollo May, yaşamı boyunca psikolojik ve teoloji eğitimleri almış, hümanist ve varoluşçu yaklaşımları benimsemiş ve bu süreçte Alman Felsefeci Paul Tillich'i önderi olarak görmüştür. Tillich ve May'in Türkiye'deki yansımasının Kemal Sayar olduğunu söylemek kitabı daha anlamlı kılacaktır ki içerik Kemal Sayar'ın kitaplarından aşina olduğumuz yalnızlık, endişe, vicdan, cesaret gibi kavramlarla doludur.

Kendini Arayan İnsan, isminden de tahmin edileceği gibi çağın getirdiği tüm sorunlara rağmen kendini arayan, benliği ile bütünleşmeye çabalayan insanı ele alır. Kitabı üç bölüme ayıran May, ilk bölümde çağın getirdiği sorunlar karşısında insanın vaziyetini anlatır ki bu vaziyet pek iç açıcı değildir. Yalnızlık ve endişe içindeki insanları "boşluktaki insanlar" olarak ifade eder. "Boşluktaki insan"ların "toplumda dikkat çekecek kadar farklı olmayı değil, toplumun içinde kaybolacak kadar uyumlu olmayı tercih eden" karakterleri olduğunu söyler. "Ayna insan" örneği ile tüm hedef ve talimatları başkasından alan, iradesiz insanlar olarak tanımladığı bu vaziyetin günümüz insanının sorunu olduğu apaçık ortadadır. Peki vaziyetimiz neden böyle sorusuna May, iki cevap verir; ilki toplumsal değer yargılarının çöküşü, ikincisi benlik kavramının yitirilişidir.

Kitabın ikinci bölümünde May, benliğimizi yeniden keşfetmenin yollarını anlatır. Bunun için duyguları keşfetmenin ve bedenin farkında olmanın önemini ifade eder. Özetle; "Daha fazla bilinç daha fazla benliktir." (Kierkegaard).

Üçüncü bölümde ise keşfedilen benlik ile bütünleşmenin hikayesini ele alır. "Birey benlik bilincinden ne kadar uzaksa o kadar bağımsızlığını yitirmiştir." diyerek özgürlük kavramına yeni bir tanım getirir. Ona göre kendi gelişimine hükmedebilen, benliğinin farkında bireyler özgürdür; modern insanın iç dünyasında değer yargılarını yönetecek bir merkezin olmayışı da ruhsal boşluk, endişe ve karmaşanın en büyük sebebidir. Bu merkezi yani "ahlak mahkemesi"ni oluşturmak ise hiç kolay değildir diyerek Adem ile Havva örneğini karşımıza çıkarır. Elmayı yemeden önce iyi-kötü nedir bilmezken, elmayı yedikten sonra iyi ve kötüyü endişe ile suçlulukla öğrenirler ki bu da May için özgürlüğün bedeli ve sorumluluğudur. İnsanın aşkınlığa ulaşması için başkaldırması gerekir fakat çok ileri giderse bedelini ödeyeceğini söyler.

Dinin, gücün mü yoksa zayıflığın mı kaynağı olduğunu sorguladığı bölümde kişi eğer yalnızlık ve endişeden kurtulmak istiyorsa dinin buna sonsuza kadar yardım etmeyeceğini, kişinin sorununu kabul edip bununla yüzleşmesi gerektiğini söyler. Anlattığının otoriteyi reddetmek olmadığını fakat otoriteye bağımlı olmak ve çözümü öylece beklemek de olmadığını vurgular. Başkaldırıp, yaratıcı gücü kullanıp, yalnızlık ve endişeyi çözmektir söz ettiği.

"Her şey bu kadar zorken her şeyin farkında bir birey mi yoksa hiçbir şeyden habersiz mi olmayı tercih ederdin?" sorusu ise çok çarpıcıdır.

Hümeyra Büşra Doğan
twitter.com/humeyra_busra

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder