6 Mayıs 2015 Çarşamba

Çökmüş omuzlara şiirler

"Söğüdün yaprağı nârindir nârin
İçerim yanıyor dışarım serin."

- Türkü (Yöre: Sivas, Kangal, Mamaş Köyü)

Kendi hâlinde, sessiz sakin, adeta merdümgiriz bir edayla şiirlerini yazıp kuytu köşede dinlenmeyi tercih eden genç şairlerden biri Erdem Arslan. Dinlendikçe demleniyor, demlendikçe de şairin, tarihçilik görevini yerine getiriyor. Onun tarihçiliğinde olaylardan çok insanlar var. İnsanların gündemini kurcalamadan, güncele taarruz etmeden yazıyor şiirini. Yaşanan duyguları, hissedilen acıları ve dolayısıyla hatıralarını kendine saklamıyor, saklamadığı için şair Erdem. Bir sırdaş arar gibi sessizce söylüyor söyleyeceklerini. Sırdaşını bulamayınca da üzülmüyor, umudunu kaybetmiyor.

1987 yılında doğan Sivaslı şair memleketini terk etmeyenlerden. 657'ye tabi olmak için çalışıyor. 2012'de ilk şiir kitabı "Yalın Islık", aslında hem şahsiyetinin hem de şiirlerinin temelini teşkil ediyordu. Kendisi dikkatimi çekmiş, bir dönem çıkardığımız fanzin Sahte Vefa'ya şiirini almak istemiştim. Sağ olsun o şiiri çok sevilmişti. Daha sonra Dergâh ve Yedi İklim gibi dergilerde şiirlerine rastlamıştım, mutlu olmuştum. Çalışkan bir şair Erdem Arslan, kendini çok göstermeden, erdemli bir şekilde çalışıyor şiirini. Müzik de biliyor, bir akordeonu olduğunu öğreniyoruz kitaptaki biyografisinden. Keza Saba Makamı, Ninni, Makamsız Şarkı ve 36'lık Plak gibi şiirleri de var. Saba Makamı'nda şöyle diyor:

"Unutsam her şeyi teker teker, unutmasam notasını surumun
Başını da unutur mu insan, bir akıllılık edip delirse?
Yağmurdum oysa ben eskiden, gülüşüm öyle başak...
Özlemeyi tutup, kalbimin minberine oturttum, ne diye?"


Vatanına borçlu olduğunu düşünen şairlerden Erdem Arslan. Ninni adlı şiirine "Babam öldü, koptu tespihimde imame / babasız ve vatansız yerlerime taş bastım" diyerek başlaması bundan. Vatan bizim için baba yurdudur, baba ocağıdır. Şairin birçok şiirine baba özlemi de sirayet etmiş. Makamsız Şarkı'da "Babalar ceketini astıktan sonra portmanto demirbaş değildir / sabunlu yorgunluklarını akıtıp lavabodan, kızlarına batırmaya gider bıyıklarını" demiş.

Kitaba adını veren dizenin geçtiği şiir ise Vardiya. Burada taşranın kokusunu içe çekmek mümkün. Gelenekleri, görenekleri muhafaza ederek kurmaya gayret ediyor şiirini Erdem.

"Söyleyin Arap kızlarına, artık onlar da perdelerini çeksin
Yağmur böyle kalabalıkken, kalmadı ıslanacak kimsemiz
Bizim burada ayrılık deyince, garahabarı çıhsın diyorlar
Topla yüzünü palyaço, daha sabaha çok var."


Bazen şairin yaşadığı aşırı bir duygusallık, şiirde klişeye düşmesine sebep olur. Erdem de bu pek görülmese de ara sıra "Bütün zillerine basıyorlar yalnızlığımın" gibi, her şairin mutlaka düşeceği tongaya düşebiliyor. Bunun farkına vardıktan sonra yüzü kızarır şairin, "tüh keşke böyle yazmasaydım" diyebilir. Erdem demiş olsa gerek ki, Son Raund adlı şiirinde öfkesine kavulup güzel bir kroşe saplıyor okuyucunun gözlerine, öfke şairin alın teridir:

"Hepinizi çıkartsam kalbura, alta düşmeyecek hiçbiriniz
Özenle kınında saklarsınız canlarım siz masumiyetinizi
Siz nazarlarınızın kroşesini çok kuvvetlendirmişsiniz
Körelttikçe siz, bileylemekten vazgeçmedim iyi niyetimi."


Mart 2015'de İzdiham Yayınları'ndan çıkan Topla Yüzü Palyaço, İzdiham'ın şiir serisinin kıymetli kitaplarından biri oldu bile. Bülent Parlak'ın yayın yönetmenliğinde çıkan kitap son derece güzel bir kapağa da sahip, 18 şiir barındırıyor. Pırıl pırıl bir genç şairin dizelerini saklıyor.

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder