22 Kasım 2014 Cumartesi

Bir İstanbul âşığının hisleri

"İstanbul! Müminlerinin o kadar sevdiği Eyüb servilerinin altında kendini senin ölülerinle kardeş hissettim!"
- Henri de Régnier

"Gökle toprak arasında dalgalanan en güzel hat budur."
- Théophile Gautier

Bebek ve Rumelihisarı arasında, sahile doğru uzanan Aşiyan Mezarlığı'nda metfundur Yahya Kemal. Vasiyetinde bunu istemiştir. Kabrinin, sadece mezar taşına bakılarak sade olduğu söylenebilir. Fakat hemen yanındaki, boylu boyunca dikilmiş çirkin, parmaklıklı, dokunulsa yıkılacak izlenimi veren taş duvar bu sadeliği bozuyor. Şairin, Şirazlı Hafız'a yazdığı "Rindlerin Ölümü" şiiri yazıyor bu taş duvarda. "Ve serin serviler altında kalan kabrinde / her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter" dizeleriyle biten bu şiirin aksine, son gittiğimde merhum şairin kabrinde bir gül yahut bülbül sesi duyamadım. Ölülerimizin ardından sade bir enstitü kurmak, kitaplarını yeniden basmak yetmiyor. Şairin de üzerinde önemle durduğu gibi anlamak gerekiyor, hissetmek, düşünmek ve üzerine koymak... Asıl hayatın mezarda başladığına inanan nesilden beklediği hep buydu şairin. İstanbul Boğazının en sakin seyredilebileceği bu mezarlıkta çok sevdiği dostu Münir Nurettin Selçuk'un da kabri yer alır. Orhan Veli, Edip Cansever, Ahmet Hamdi Tanpınar, Attilâ İlhan, Tevfik Fikret ve daha nice İstanbul âşığı şair de yine komşuları arasındadır.

1884 Üsküp doğumlu Yahya Kemal -ki doğum adı Ahmed Agâh'dır- tam manasıyla bir İstanbul âşığıdır. Kimilerine göre fazla romantik, kimilerine göreyse tarihi hülyalarla yazan ve yaşayan biridir. Merhum büyük tarihçimiz Yılmaz Öztuna, Yahya Kemal için "Tarihi en iyi bilen ve tarihle en iyi düşünen şairimizdir" der. Hakikaten "Aziz İstanbul"daki metinleri okuyucunca, Yahya Kemal merhumun çok iyi bir tarih okuyucusu olduğunu görüyoruz. Tenkitleri ve yorumları kendine mahsus bir havada. Lakin kitabın ilk makalesinin "Türk İstanbul" olması, Yahya Kemal'in İstanbul'un özünü çok iyi bildiğini de gösteriyor. Yaşamının son döneminde yaptığı milletvekilliğinde, bu özü korumanın gerektiğini mecliste kendince açıklamış, İstanbul'un bir sanayi merkezi ve turizm merkezi olarak konumlandırılmasının çok doğru bir şey olmayacağını da belirtmiştir.

"Türklük, beş yüz seneden beri İstanbul'u ve Boğaziçi'ni bütün beşeriyetin hayaline böyle nakşetti. Mimarîsini bu şehrin her tepesine, her sahiline, her köşesine kurarken güya: "Artık bu diyar dünya durdukça Türk kalacaktır." dediği hissedilir."

Yıllar geçtikçe İstanbul'un eski ruhunu kaybettiğini yaşayan, gören bir şair Yahya Kemal. Metinlerinde yer yer bu durum hakkında sert yorumlar da yapıyor, gelecek nesile çok umutla bakıyor, bir umutsuzluğa kapılmıyor bu yüzden ve fakat derhal önlemler alınması gerektiğini ve İstanbul hakkında kalbi düşünmeyenlerin bu şehire zarar vereceğini düşünüyor.

"İstanbul'un başına çöken bu şeameti acaba kim defedecek? Kim kalkıp da bu halkı civardan cetlerimizin külleriyle yoğrulmuş bu şehre tekrar getirecek? İstanbul, eskisi gibi Türk ve Müslüman bekliyor. Acaba bir daha bütün payitaht, Türklüğünü yaşayabilecek mi? Acaba türbesinin etrafı günden güne tenhalaşan şanlı Fâtih'e: "Durmuş başında bekler bir kavm türbedârın" diyebilecek miyiz?"

İstanbul'un semtleri arasındaki farkı Yahya Kemal gayet iyi görmüş. Hangi semtin İstanbul'un geçmişi ve geleceği olduğunu biliyor. Bu farktan dolayı da Türk çocuklarının ne kadar hassasiyet sahibi olup olmadığını sorguluyor, buna bir cevap arıyor. Mesela şair için Kocamustafapaşa ve Üsküdar ezelden beri sâkindir, bu iki semtin iklimine de yine bu iki semtin var olan mimarisinden ve halkından başka bir şeyde yaraşmaz. Çünkü bir iklimin manzarası, mimarisi ve halkı arasında tam bir ahenk arar, bu ahenk kalıcı ve güçlü olduğu vakit Yahya Kemal için bir vatan tablosu görünür.

"Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköyü ve Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen ve oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerde ki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?"

Yaşadığı ve gördüğü tarihi eserlerin günümüzde de korunmasından çok etkilenmiştir Yahya Kemal. Mesela Hırka-i Saâdet Dairesi'nde dört asırdan beri okunan Kur'ân onu derinden sarsmıştır. Yavuz Sultan Selim'in Hırka-i Saâdet'i Mısır'dan getirip bu odadaki mevkiine koymasından itibaren kırk hafızın nöbetle, hiç ara vermeden Kur'ân okuması karşısında şöyle der:

"Gezintilerimde bir hakikat keşfettim. Bu devletin iki manevî temeli vardır: Fâtih'in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan ki hâlâ okunuyor! Selim'in Hırka-i Saâdet önünde okuttuğu Kur'ân ki hâlâ okunuyor! Eskişehir'in, Afyonkarahisar'ın, Kars'ın genç askerleri siz bu kadar iki güzel şey için döğüştünüz!"

Bestelenen şiirlerinden yaptığı tarih okumaları ve yazdığı makalelere kadar Yahya Kemal'in bir İstanbul âşığı olduğunu görmemek mümkün değil. Kültür ve medeniyete verdiği önemli İstanbul'un manasını kavrama üzerinde mühim metinleri var ve bunlar hâlâ geçerliliğini koruyor, fakat tesirini? Şairi bir dev aynasında görmek yahut romantikleştirmek yerine onu daha iyi anlamak gerekiyor. İstanbul Fetih Cemiyeti'nden neşrolunan kitapları okuyucuyu bekliyor. Bilhassa İstanbul ve vatan arasında mana kurmak ve bunu çok lezzetli bir üslupla okumak isteyenler için.

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

1 yorum:

  1. Bu kitabı okumuştum gerçekten guzeldi :)

    YanıtlaSil