4 Ağustos 2014 Pazartesi

Nostalji, tasavvuf ve modern yaşam üzerine

Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol.
- Hûd, 112

Kişi bazen maksadına varmak için yolculuk eder, aranan sebep ise kendi içindedir.
- Muhyiddin İbn Arabi

İnsanın, varlığının keşfine düşmesi; yolculukların en hakikisidir. Modern insanın anladığı biçimde yolculuk; bir otobüs yahut uçak bileti alıp oradan oraya seyahat etmek, alışveriş yapmak, gırtlağı düşünmek, fotoğraf çekip zevke gelmek, sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla yolculuğuna beğeni toplamak değildir. Hakiki yolculuk, varlığının manasının peşine düşen insanın yaptığıdır. Elbette bu yolculuğun nerede ve ne zaman istikametine ulaşacağını da o insan bilmez, bilemez. Ân gelir ve ruh ile beden birlikteliği kendini ihya eder. O'na varır ve O'nda kalır. Bu ândan itibaren ise başka bir yere gitmek istemez, gidemez, gitmez.

Cumhuriyet sonrası Mevleviliği için bir eleştiri kitabı olarak da okunabilen bir kitap Ayrılık Çeşmesi. Ülkemizin yetiştirdiği en büyük neyzenlerden Kudsi Erguner bu kitapla yaşam öyküsünü değil, gördükleriyle bildikleri arasındaki dengesizliği anlatıyor. Onlarca fotoğraf, dinlenilen sohbet, yaşanılan hatıra, acısıyla tatlısıyla okuyucuya sunuluyor. Günümüzde Mevlevi ayinlerinin ve sufi müziğinin gitgide popüler bir ürün hâline dönmesini şöyle yorumluyor Erguner: "Bugün tasavvufa ve Mevlevi ayinine meraklı bir dolu insan şüphesiz ki Konya’yı bu mistik hareketin merkezi olarak görüyor. Bunun nedeni bu gösterilerdir. Halbuki bu gösteriler, binlerce yıllık birikime sahip, İslam tasavvufunun Konya folkloruna indirgenmesinden başka bir şey değil. Dönen dervişlerin, maalesef kılıç kalkan ekibinden hiçbir farkı yok."

Bazı insanların çocukluk dönemleri elbette ki başka çocukluk dönemlerinden farklı, daha lezzetli ve geleceği daha parlak oluyor. Buna da talih diyoruz. Kudsi Erguner'in çocukluğu da biraz böyle. Çocukların yaz tatillerinde mutlaka bir esnafın yanında meslek öğrendiği, komşuların akşam yemeklerinden sonra kapı önlerinde çekirdek çitleyip kış planlaması yaptığı, Türk Sanat Müziği'ne karşı Klasik Batı Müziği'nin ortaya konulması ve halkın kulağındaki bocalamanın yoğun olduğu bir dönem. Aile olacağında ise dervişler, neyzenler, müzisyenler eksik olmuyor. Çocuk yaşta notalar ve sazlar Erguner'in ellerinde nağmelere dönüşüyor. Eğitim hayatı başlayınca da İtalyan Ortaokulu ve Pertevniyal Lisesi arasında bir dalgalanma yaşıyor. Haliyle bütün irfan desteğini babasından alıyor ve kendi sorgulama teknikleriyle yaşamı en objektif biçimde, her şüpheye düştüğü şeyi reddedercesine yaşıyor.

"Önce vaad edilen geleceğin hevesiyle geçmişini satıp, sonra da kandırıldığını anlayınca, değerli anılara gömülen nostalji meraklıları gittikçe arttı. Nostalji kavramı, geçmişin bugüne tercih edilmesi anlamına da geldiğinden, önceleri bazı siyasal çevreleri endişelendirdiyse de, yad edilen geçmişin sadece beş-on yıl öncesine ait olduğu anlaşılınca moda bile oldu."

Ömrünün en verimli dönemini Paris'te Türk Müziği'ni dünyaya tanıtarak ve neyi yaşatarak geçiren Kudsi Erguner'in kitabı Ayrılık Çeşmesi ilk olarak "La Fontaine de la Séparation / Voyages d'un musicien soufi" adıyla Fransızca olarak, 2000 yılında yayımlanıyor. Bir yıl sonra ise yazarın eşi Arzu Açan Erguner kitabı Türkçeye kazandırıyor ve İletişim Yayınları da ilk baskıyı 2002 yılında yapıyor. 2014 itibarıyla 7. baskısına ulaşmış durumda Ayrılık Çeşmesi. Anlaşılan o ki Mevleviliğe, musikiye, neye, İslâm, tasavvuf ve modern yaşam arasındaki çarpıklıklara merak gün geçtikçe artıyor. İnsanlar artık anı kitapları okurken eleştiri güçlerini artıracak yorumlar okumak istiyorlar. Bu kitap da öyle. Çünkü yazar birçok tarikat ehliyle sohbette bulunmuş, içlerinde musiki icraa etmiş, dolayısıyla tekke ve tasavvuf geleneğinin seyrine aşina olarak tecrübeleri ışığında yorumlar yapıyor. Trajikomik vakalar okumak da mümkün:

"Ev sahibinin kedisi de gelip yanımıza kıvrıldı... Konser ilerledikçe yaşların şiddeti de arttı. Ney üflememden bu kadar duygulanan birini bulmak beni daha da teşvik ettiğinden, haz ve coşkuyla nağmeleri uzattıkça uzattım. Taksimimi bitirdiğimde elimi ağlayan şahsın omuzuna koyup, onu bu hallere soktuğum için neredeyse özür dileyecektim ki, o kan çanağına dönmüş gözleriyle bana dönerek "Özür dilerim" dedi, "Kediye alerjim var da!.."

Kudsi Erguner kitabının önsözünde, aslında sonsöz olarak da "Tüketim toplumunun geçici hırslarıyla ruhları betonlaşmış insanlara, "Sizin yerinizde, çınar gibi insanlar vardı ve ben onların gölgesinde büyüdüm..." demek istediğini belirtmiş. Nitekim Kenan Rufai'ler, Nezih Uzel'ler, Muzaffer Ozak'lar, Safer Dal'lar, Aka Gündüz Kutbay'lar, Hasan Dede'ler, Cinuçen Tanrıkorur'lar, Necdet Yaşar'lar, Bekir Sıtkı Sezgin'ler ve daha niceleri, işte yazarın çınar adamları ve yetiştiği iklim de onların gölgeleri. Lâkin Kudsi Erguner, yer yer onları eleştirmekten de geri durmuyor. Daha önceden hayranlık beslediği ve fakat yaşadıklarından sonra gittikçe soğuduğu isimleri ve hatta tarikatları sorgulayarak konuyu şöyle kapatıyor yazar: "Siyasi ve ekonomik çıkarların gelenekleri ve insanları nasıl yozlaştırdığına şahit olmak benim için çok büyük bir ibret oldu. Yukarıdaki olayları dedikodu yapmak için değil, konuyla ilgili insanlara ibret olacağına inandığım için yazdım."

Bu sözler bana Tuğrul İnançer Hocanın "Türkiye'de 1925'ten beri intisap denen bir kurum yoktur" sözünü ve şu anısını hatırlattı: "1978'den bu yana İslam'la şereflendiğine şahit olduğum kişileri kaydettiğim bir defterim var. Müslüman olan yaklaşık bin kişi kadar. Bunların hiçbiri bize bakarak Müslüman olmadılar. Kaynaklara bakarak Müslüman oldular. Bir hoca efendi var. Çok mübarek bir zattır. Bastığı yeri öp, o kadar mübarek. "Ben dini iyi ki babamdan öğrendim. Hocalardan öğrenseydim benden hoca değil papaz olurdu" dedi."

Ayrılık Çeşmesi, Feriduddin Attar'ın bal hikâyesi ile açılıyor. Yazar, kitabını "hayatımın balları" dediği eşine ve çocuklarına ithaf ediyor. Biz okuyucuları da baldan tatlı yolculuklar fakat zaman zaman hakiki bal kadar acı anılar bekliyor ney eşliğinde akıp giden sayfalarda. Madem bal dedik, bizim topraklarımızın balı Yunus Emre ile bitirmek güzel olur:

"Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun."


Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder